YOK OLAN NESİL
Galatasaray'ın son dönemde uyguladığı transfer politikasının sarı kırmızılı kulübe nasıl yansıdığını, Nurullah Bakır, Goal.com için kaleme aldı...
aray Internet sitelerine düşen bir haber, gayet can sıkıcı bir gerçekle bizleri bir kez daha yüzleştirdi. Galatasaray, bazılarının isimleri aşağıda yazacak olan 28 futbolcusuyla bu sezon yollarını ilelebet ayırmıştı. Yani bir diğer deyişle; Galatasaray'ın dillere destan “altın kuşağı”ndan A takımda kalabilen üç oyuncusu Arda Turan, Uğur Uçar ve Aydın Yılmaz oldu, o kadar.
Ama bakınız, isimleri sayıyorum : Mehmet Güven, Erkan Ferin, Cihan Can, Uğur Erdoğan, Volkan Bekçi, Zafer Şakar, İrfan Başaran, Mülayim Erdem, Efe Can Karaca, Mehmet Düz, Soner Cihan, İlker Cihan… Bunlar, bu yıl yollar ayrılanlar. Volkan Glatt, Cafercan Aksu, halen kiralık olup sonunda ayrılması kaçınılmaz gözüken Erhan Şentürk, Oğuz Sabankay ve Özgürcan Özcan, yolun sonunda olduğunu gördüğümüz Aydın Yılmaz cabası…
Hagi, arkasından teneke bağlayıp gönderdiğimiz, hala sağda solda teknik direktörlüğü rakı mezesi yapılan efsane Hagi, Galatasaray'da biraz daha sabredilip çok değil, bir sene daha görev yapsaydı; aynı sonucu yaşar mıydık; sanmıyorum. Her milli takım arasında bu gençleri sahaya süren, Avrupa'nın önemli takımlarına karşı içerde ve dışarda tecrübe sahibi yapan, PAF takımı A takım ile beraber kampa götüren bir adamdı Hagi. Uğur, Ferhat hala Süper Lig ayarında ve şampiyonluk adayı takımlarda forma giyiyorlarsa, Hagi'nin onlara verdiği doğru şansı kullanabildikleri içindir.
Ali Yavaş idaresindeki altyapıyı kuran Fatih Terim'in de hakkını yemeyelim. O da fırsat bulabilseydi, bundan daha etkin bir sonuç alırdı, eminim. Emre Belözoğlu, Fatih Akyel, devrin sınırlı şartlarında alınmış başarılı sonuçlardır neticesinde.
Mehmet Güven ve Aydın Yılmaz'ı ayırıyorum, çünkü onlar fırsat bulup değerlendiremeyenler. Ama kalanlar için iki konuyu değerlendirmemiz lazım;
1- Bu adamlara hak ettikleri şansı verdik mi?
2- Bu adamlar futbola olması gerektiği gibi hazırladılar mı?
İlk sorunun cevabı hazır ve çok net; HAYIR! Örnek; Efe Can Karaca, Kartalspor’la BankAsya'da gayet iyi bir performans sergilerken, manalı bir tek maçta Galatasaray formasını sırtına geçiremedi. Almanya'da oynanan gazozuna maçları saymıyorum, maç ve değişiklik enflasyonunda kaynamış gitmiş maçlardır bunlar.
Bu konuda yapılmış en sağlıklı uygulama; milli takım haftalarında yapılan uluslararası maçlardı. 2004 yılı Kasım ayında, tam 5 sene önce Yunanistan'da oynanan ve 0-0 sonuçlanan AEK maçı, bu işin zirvesiydi. Maçta son yarım saat forma giyen 11 şöyleydi:
Hakan; Uğur, Suat Usta, Cihan Can, Sinan; Arda, Zafer, Volkan Arslan, Mülayim, Cafercan; Özgürcan
Zafer'in o gün ortaya koyduğu futbol ve maçın hemen ardından devrin Milli Takımlar teknik direktörü; Arda Turan'ın gelişiminde Manisaspor'da görev aldığı dönem katkısı kaçınılmaz olan Ersun Yanal'ın Zafer'i A milli takım için takip ettiği haberlerini dikkatli futbol takipçileri hatırlayacaklardır. O maçın ardından kendi kendime 2010 Dünya Kupası kadrosunu seyrettiğimi düşünmüş, bugün anlıyorum ki romantik hayallere dalmıştım. Benim hayallerimi Arda Turan dışında anlayan olmamış, ne çare.
Galatasaray'ın bu süre zarfında alıp yolladığı onlarca oyuncu var ki, onların yakaladığı fırsatlar gözümün önüne geliyor ve içim acıyor yukarıda adını yazdığım oyuncular için.
Ama bir de madalyonun öteki tarafı var. Galatasaray altyapısı mezunu oyuncular, takip edilen bir altyapının parçası olmak ve bilen bilmeyen (bizim gibi) birçok kişinin yazılarına konu olmaktan mütevellit; A takıma "şımarık" halde geliyorlar. Bunun nedeni, belki de hedef olarak seçtikleri noktaya ulaşmış olmaktandır, bilemeyiz. Ama genel olarak bakıldığında, A takıma gelen oyuncu mücadeleyi bırakıyor. Mehmet Güven ve Aydın Yılmaz buna en güzel örnekler. Eskilerden Cafercan ve Mülayim'i de ekleyebiliriz. Hiçbir zaman bizlerde, formayı çok istediklerine dair bir izlenim yaratamıyorlar, belki de hedefe ulaşmanın gevşekliğiyle işi "seriyorlar".
17-18 yaşında olan bu adamların hatası ya da eksiği değildir bu. Altyapı ile üstyapı arasındaki organizasyon bozukluğunun sonucudur. 14-15 yaşından bu yana eğitilebilen futbolcu adaylarına hedeflerinin doğru gösterilmediğinin gerçeğe yansımasıdır. Paraysa, şöhretse, kariyerse kriter, zirvesine yıllar önce çıkan David Beckham'ın 35 yaşında Dünya Kupası'na bir kez daha gidebilmek uğruna Serie A'da sıfırdan başlayan mücadele felsefesi bu oyunculara aktarılamamıştır ve bu çocukların bunda bir günahları yoktur.
Bahsi geçen oyuncuların her birini yıldız yapabilmek imkân dâhilinde değil ancak Allah vergisi yeteneği gözümüze sokulan Arda Turan'dan başkasını da bu seviyeye yükseltememek büyük bir arızadır. Yeni nesiller için kariyer ve kader yollarının daha açık olması dileklerimizle…
Kaynak: NURALLAH BAKIR GOAL


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı ile Cevapla



Paylaş