1. 17.07.2017, 18:26 Mesaj #16

    Hayri P. Cund Nickli Üyeden Alıntı

    murh, gunluk beslenme tablonu gorelim

    Bu aralar düzen yok ama ekmegi falan degistirdim.

    Protein ekmegi mi diyorlar orada bilmiyorum da minimum seviyede karbonhidrat var icerisinde.

    Minimum seviyede kalori hedefim var, su aralar az da olsa faydasini gördüm.
  2. 17.07.2017, 18:28 Mesaj #17
    Vücut mu gelistiriyon lan. Arnoldu da mı yenecen yoksa
  3. 17.07.2017, 19:07 Mesaj #18

    Murat Urhan Nickli Üyeden Alıntı

    Bu aralar düzen yok ama ekmegi falan degistirdim.

    Protein ekmegi mi diyorlar orada bilmiyorum da minimum seviyede karbonhidrat var icerisinde.

    Minimum seviyede kalori hedefim var, su aralar az da olsa faydasini gördüm.


    bravo murf
    bu konuda guruya danışman yerinde olacaktır @G. Sancak
    kendisi 73 kilo verdi
  4. 17.07.2017, 19:13 Mesaj #19
    Kilo vermek isteyenler icin bircok aktivite mevcut
    Konu Talha Küllü tarafından (17.07.2017 Saat 19:34 ) değiştirilmiştir. Sebep: .
  5. 17.07.2017, 19:15 Mesaj #20
    İyi dediği Şahin markasında at eti tespit edildi bir iki yıl önce.

    Türkiyedeki besin kalitesi çok düşük o yüzden gittikçe aptallaşan nesiller yetişmeye başladı.
  6. 17.07.2017, 19:42 Mesaj #21

    Emre Saykal Nickli Üyeden Alıntı

    Şekerli çaya kadar iyi gidiyorlardı.

    Bir spor kulübü ''şekerli'' çay öneriyorsa, hiç bir şekilde profesyonel diyetisyen ve sağlık ekibiyle diyalog halinde değil demektir.

    İşlenmiş, fabrikasyon beyaz toz veya kesme şeker, eroin ile neredeyse aynı zararda bir maddedir.

    Karatay'ı bu kadar ciddiye almayın yahu. Tamam yüksek karbonhidrat çok iyi bir besin kaynağı olmaz ama şeker o kadının üfürdüğü kadar zararlı bir şey değil. Beyinin temel yakıtının glikoz olduğunu unutmayalım.
  7. 17.07.2017, 19:59 Mesaj #22
    Bazı öğünler komedi, ama olaya şöyle de bakmak lazım çoğu direnç ve efor gerektiren sporları yapan sporcular günde hatrı sayılır kalori almak zorundadırlar. Bu kalorileri almak için de günde böyle reçel bal ve abartmadan şekerli şeyler tüketmeleri gerekiyor, zaten adamlar bunu sobaya atılan bir kağıt gibi hemen yakıyor. Bizim burda oturduğumuz yerden yazdığımız mesaj gibi bütün gün oturmuyorlar

    F5121 cihazımdan Gscimbom mobil uygulaması ile gönderildi
  8. 17.07.2017, 21:40 Mesaj #23

    Teoman Eraslan Nickli Üyeden Alıntı

    Karatay'ı bu kadar ciddiye almayın yahu. Tamam yüksek karbonhidrat çok iyi bir besin kaynağı olmaz ama şeker o kadının üfürdüğü kadar zararlı bir şey değil. Beyinin temel yakıtının glikoz olduğunu unutmayalım.



    Şekerin zararının canan karatayla ilgisi yok. Kanseri ilk yunanlılar keşfetti, fakat bunun nasıl oluştuğunu bir alman biyokimyacı buldu. dr otto warburg 1931de aşağıdaki yazısını yazması sonucunda nobel ödülü almıştır

    “Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir.”

    ayrıca bahsettiğiniz gibi evet ana unsur o olabilir ama siz şeker almasanız dahi vücudunuza yediğiniz her şeyden şeker giriyor. Vücudun ayrıca şekere yahut tuza ihtiyacı bulunmamaktadır. kullandığınız harici tuz ve şeker zehirdir. Hücrenin kan ile gelen bu yakıtı kullanma şeklinin bilimsel adlandırılması glikoliz. glukozun hücre tarafından yıkılması döngüsü ile enerji ortaya çıkıyor. O zaman şeker yoksa hayat da yok bu doğrudur, fakat bizim ihtiyacımız olan fabrikasyon şeker değil doğal şekerdir. ki bunuda alıyorsunuz zaten. fabrikasyon yani çay şekerine ihtiyacınız zaten yok. yüksek miktarda alınan glükoz laktik aside dönüşür, laktik asit ise vücudu yorar ve bedenin ph dengesi bozulur. ph değeri bozulunca hücrelerin oksijen kullanımının dengesi bozuluyor ya da kullanımı azalıyor böylece tümör dokusu oluşuyor, eğer oksijensiz kalırsa hücreler yani şekere boğulurlarsa oksijensiz ortamda tümör hücreleri sağlıklı yaşayıp çoğalırlar. erğer oksijen alınımı olursa yani sağlıksız şeker kesildiği anda glikoz fermantasyonu fesih edilir timör dokusunun beslenimi bozulduğu için tümör yok olur.

    bu alman doktor ottonun öne sürdüğü kanserin oluşma durumunun ufak bir kesiti. bunlar benim hafızasmda kalan kısmı. aynı doktor, şeker ve oksijen dışında asit hakkında da eleştiri yapıyor fakat o aklımda değil. Kanserin, şekerli asitli ve oksijensiz ortamda büyüdüğünü belirtiyor. zaten vücutta var olan %20 kanser hücreleri vücut dengesinin bozulmasıyla sayılarını artırarak vücudunuz kanserli hücrelerin ve kansersiz olmayan hücrelerin %20-%80 oranı değişip belki yarı yarıya kadar gelmesiyle vücut kendi kendini fesih ediyor. diğer arkadaşın tespitine göre beyaz şeker gerçektende eroin ile kıyaslanamasada feci derecede zehirdir. heleki nişasta bazlı üretilen şekerler pankreas kanserine,obeziteye götürecek kadar tehlikelidir.
    Konu Çağatay Özbekoğlu tarafından (17.07.2017 Saat 21:43 ) değiştirilmiştir.
  9. 17.07.2017, 21:56 Mesaj #24
    Böyle toplu beslenme programlarına karşıyım. Herkese özel hazırlanması gerekiyor. Ama Bu beslenme tarzı gayet normal, bir sıkıntı görmedim. Bir tek marketlerden alınan meyve suları eleştirilebilir ama gelişim çağında olan çocuklar için 0 şeker diyetini doğru bulmuyorum. Beyin gelişimi için şeker bir miktar gereklidir, taze meyvelerden alınması tabi en makul olanıdır. Bilmiyorum kaçınız bu denli yoğun tempoda spor yaptı ama özellikle vücut yağ oranı düşük olan çocuklar bu tür kalorili beslenme dönemlerine girmeleri gerekiyor. Zaten vücutları fatburner modunda olduğu için vücut bir makine gibi her şeyi enerjiye dönüştürüyor. Yeterince beslenmezse kas kaybı ve gelişim bozukluğu görülür.
  10. 17.07.2017, 21:58 Mesaj #25
    Buğday ve mısır gevreği de fail gibi sanki, şekerli çaydan farksız.

    Kutulanmış kahvaltılık gevrekler üzerinde büyük bir tartışma var ABD'de. Artan obezite ve kanserle ilişkili olduğu düşünülüyor, ha 1 kase rafine beyaz şeker yenmiş ha 1 hase mısır gevreği yenmiş, arada bir fark yokmuş karaciğer her ikisinide aynı şekilde işliyormuş.

    Alkole bağlı karaciğer yağlanmam var, sigarayı bıraktıktan sonra (9 ay oldu yanılmıyorsam) 10-12 kilo kadar aldım ama görünüşte kilolu değilim sadece hatlar keskinliğini biraz kaybetti, 15 yıldır dövüş sporlarıyla ilgilendiğim için vücudum fit ama iç organlar kötü beslenme sebebiyle pek sağlıklı sayılmaz.

    Doktorun tavsiyesi üzerine karatay diyetinin modifiye edilmiş halini uyguluyorum 1-1.5 ay kadardır; baya memnunum... Sıfır sporla (arada bir ağırlık kaldırma hariç) 4 kilo verdim, esas memnun olduğum şey ise zinde olmam. O şekilde beslenmeye başladığımdan beri sabahları baya enerjiğim, eskiden akşam yemeklerinden sonra hafif ağırlık çökerdi artık o da olmuyor.

    Kabaca diyetim şu şekilde:

    Kahvaltı: peynir, 2 yumurta, 7-8 adet yeşil zeytin, yeşillikler, ceviz veya kavrulmamış fındık arada sırada olmak kaydıyla pastırma ve doğal kasap sucuğu.

    Ara öğün: Aslında ara öğün yok ama ben muz, elma falan elime gelirse yiyorum ha bir de kuruyemiş atıştırıyorum.

    Akşam yemeği: Tavuk,kırmızı et yiyorum. Izgarada veya fırında yapıyorum, kızartma yasak. Siyez bulguru,normal bulgur, siyah pirinç (yasaklı pirinç) , greçka gibi şeyler yiyorum. Fazla seçenek olduğundan hepsini yazmıyorum.

    Karadiyetinden farklı olarak meyve yiyorum, meyve konusunda kendimi kısıtlamıyorum.
    Konu Mehmet Arslaner tarafından (17.07.2017 Saat 21:59 ) değiştirilmiştir.
  11. 17.07.2017, 22:12 Mesaj #26

    Çağatay Özbekoğlu Nickli Üyeden Alıntı

    Şekerin zararının canan karatayla ilgisi yok. Kanseri ilk yunanlılar keşfetti, fakat bunun nasıl oluştuğunu bir alman biyokimyacı buldu. dr otto warburg 1931de aşağıdaki yazısını yazması sonucunda nobel ödülü almıştır

    “Kanserin tek ve nihai temel nedeni oksijensiz yaşamdır, yani ‘anaerobiosis’tir. Normal hücreler oksijene gereksinme duyarlar, oysa kanser hücreleri oksijensiz yaşayabilir.”

    ayrıca bahsettiğiniz gibi evet ana unsur o olabilir ama siz şeker almasanız dahi vücudunuza yediğiniz her şeyden şeker giriyor. Vücudun ayrıca şekere yahut tuza ihtiyacı bulunmamaktadır. kullandığınız harici tuz ve şeker zehirdir. Hücrenin kan ile gelen bu yakıtı kullanma şeklinin bilimsel adlandırılması glikoliz. glukozun hücre tarafından yıkılması döngüsü ile enerji ortaya çıkıyor. O zaman şeker yoksa hayat da yok bu doğrudur, fakat bizim ihtiyacımız olan fabrikasyon şeker değil doğal şekerdir. ki bunuda alıyorsunuz zaten. fabrikasyon yani çay şekerine ihtiyacınız zaten yok. yüksek miktarda alınan glükoz laktik aside dönüşür, laktik asit ise vücudu yorar ve bedenin ph dengesi bozulur. ph değeri bozulunca hücrelerin oksijen kullanımının dengesi bozuluyor ya da kullanımı azalıyor böylece tümör dokusu oluşuyor, eğer oksijensiz kalırsa hücreler yani şekere boğulurlarsa oksijensiz ortamda tümör hücreleri sağlıklı yaşayıp çoğalırlar. erğer oksijen alınımı olursa yani sağlıksız şeker kesildiği anda glikoz fermantasyonu fesih edilir timör dokusunun beslenimi bozulduğu için tümör yok olur.

    bu alman doktor ottonun öne sürdüğü kanserin oluşma durumunun ufak bir kesiti. bunlar benim hafızasmda kalan kısmı. aynı doktor, şeker ve oksijen dışında asit hakkında da eleştiri yapıyor fakat o aklımda değil. Kanserin, şekerli asitli ve oksijensiz ortamda büyüdüğünü belirtiyor. zaten vücutta var olan %20 kanser hücreleri vücut dengesinin bozulmasıyla sayılarını artırarak vücudunuz kanserli hücrelerin ve kansersiz olmayan hücrelerin %20-%80 oranı değişip belki yarı yarıya kadar gelmesiyle vücut kendi kendini fesih ediyor. diğer arkadaşın tespitine göre beyaz şeker gerçektende eroin ile kıyaslanamasada feci derecede zehirdir. heleki nişasta bazlı üretilen şekerler pankreas kanserine,obeziteye götürecek kadar tehlikelidir.

    Bu yazıyı şeker savunuculuğu açısından yazmıyorum baştan belirteyim. Yazma sebebim bazı sözde bilim insanlarının popülüst kaygılar ile abartılı ve bilimsel temeli olmayan bilgiler ile insanların kafasını karıştırarak gebelerde diyabet taraması, bulaşıcı hastalık aşıları gibi hayati derecede önemli konuları insanların zararına olacak şekilde manipüle etmeleri ve ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkaracak hatalara düşmemizin engellenmesidir. Sözü geçen ve diğer bilim insanları defalarca bilimsel toplantılara davet edilmesine rağmen saçmalıklarını savunacak cesareti bularak gelmemekte ancak televizyonlarda neredeyse her gün boy göstermektedirler.
    Gelelim makaleye; 1931 yılında yazılmış bir makale o zaman için doğru bulunmuş ve Nobel almış. O dönemde kanser patogenezinin temel nedenleri onkogenler, protoonkogenler, dna hasar tipleri, uv radyasyon, tütün zararları ve daha nicesi bulunmamıştı. Kaldı ki kanser hücrelerinin makalede iddia edildiği üzere sadece anaerop solunum yaptığı tezi bugün doğru değildir.
    Binlerce kanser türü binlerce farklı sebep binlerce teori mevcut. Hatta bir tür kanseri önleyen bir madde başka bir kansere doğrudan sebep olabilmektedir. Günümüz biliminin geldiği noktada şunu şunu yapmazsanız kanser olmazsınız gibi basit reçeteler ancak gazatelerin sağlık köşelerini süsleyebilir bilimsel anlamda çöptür.
    Şekerin fazla tüketilmesi obeziteye yol açarak dolaylı yönden kardiyovasküler hastalıklar karaciğer hastalıkları ve en nihayatinde kansere yol açabileceği doğrudur. Ancak şeker doğrudan kanserojen bir maddedir demek için elimizde yeterli bilimsel veri bulunmamaktadır.
    Konu Teoman Eraslan tarafından (17.07.2017 Saat 22:16 ) değiştirilmiştir.
  12. 17.07.2017, 22:16 Mesaj #27

    Teoman Eraslan Nickli Üyeden Alıntı

    Bu yazıyı şeker savunuculuğu açısından yazmıyorum baştan belirteyim. Yazma sebebim bazı sözde bilim insanlarının popülüst kaygılar ile abartılı ve bilimsel temeli olmayan bilgiler ile insanların kafasını karıştırarak gebelerde diyabet taraması, bulaşıcı hastalık aşıları gibi hayati derecede önemli konuları insanların zararına olacak şekilde manipüle etmeleri ve ileride telafisi mümkün olmayan sonuçlar ortaya çıkaracak hatalara düşmemizin engellenmesidir. Sözü geçen ve diğer bilim insanları defalarca bilimsel toplantılara davet edilmesine rağmen saçmalıklarını savunacak cesareti bularak gelmemekte ancak televizyonlarda neredeyse her gün boy göstermektedirler.
    Gelelim makaleye; 1931 yılında yazılmış bir makale o zaman için doğru bulunmuş ve Nobel almış. O dönemde kanser patogenezinin temel nedenleri onkogenler, protoonkogenler, dna hasar tipleri, uv radyasyon, tütün zararları ve daha nicesi bulunmamıştı. Kaldı ki günümüzde kanser hücrelerinin makalede iddia edildiği üzere sadece anaerop solunum yaptığı tezi bugün için doğru değildir.
    Binlerce kanser türü binlerce farklı sebep binlerce teori mevcut. Hatta bir tür kanseri önleyen bir madde başka bir kansere doğrudan sebep olabilmektedir. Günümüz biliminin geldiği noktada şunu şunu yapmazsanız kanser olmazsınız gibi basit reçeteler ancak gazatelerin sağlık köşelerini süsleyebilir bilimsel anlamda çöptür.
    Şekerin fazla tüketilmesi obeziteye yol açarak dolaylı yönden kardiyovasküler hastalıklar karaciğer hastalıkları ve en nihayatinde kansere yol açabileceği doğrudur. Ancak şeker doğrudan kanserojen bir maddedir demek için elimizde yeterli bilimsel veri bulunmamaktadır.

    ottonun tezi güncelliğini korumaktadır. Nasıl ki sigara kullanımında oksijen yetersizliğinden ve türlü zehirler nedeniyle kanser hastalığına yakalanıyorsak şekerde de durum budur. Şeker yerseniz kanser olursunuz gibi bir argümandan çok, hücreleriniz oksijensiz kalırsa ya da kullanım dengesi bozulursa kanser çoğalır diyor. baktığımızda da şekerde sigarada hücrelerin oksijen kullanımını, kapasitesini düşürür, zarar verir. ne kadar şekerle alakası yok derseniz deyin. bu argümanla yola çıktığımız vakit, hiç sigara içmemiş ya da evinde sigara içilmemiş insanlarda akciğer kanseri olabiliyor.

    betonarme binaların bile radon gazı nedeniyle akciğer kanserine yol açtığı tespit edilmişken bile şekerin direkt olarak kansere yol açmadığını söylemek yanlış olur.
    saygılar
  13. 17.07.2017, 22:27 Mesaj #28
    Bu konular hala çok tartışmalı. Geçenlerde şekerin aslında yararlı olduğunu asıl zehrin süt ürünleri olduğunu anlatan bir belgesel izlemiştim. Bildiğin bütün her şey yalan, asıl zararlı olan şeyler insanlık tarihinde o kadar eski olmayan süt ürünleri olduğunu savunuyordu. Buyur burdan yak şimdi. Öyle atmasyon da değildi, bir sürü araştırmayı örnek gösteriyordu. Tamamını izlemedim, bir noktadan sonra bıraktım ama şu sonuca tekrar vardım. Güvenecek dalım pek yok madem Paracelsus'un söylediği gibi; her şey zehir, mühim olan dozdur sözünü takip edeyim dedim.
  14. 17.07.2017, 22:34 Mesaj #29

    Çağatay Özbekoğlu Nickli Üyeden Alıntı

    ottonun tezi güncelliğini korumaktadır. Nasıl ki sigara kullanımında oksijen yetersizliğinden ve türlü zehirler nedeniyle kanser hastalığına yakalanıyorsak şekerde de durum budur. Şeker yerseniz kanser olursunuz gibi bir argümandan çok, hücreleriniz oksijensiz kalırsa ya da kullanım dengesi bozulursa kanser çoğalır diyor. baktığımızda da şekerde sigarada hücrelerin oksijen kullanımını, kapasitesini düşürür, zarar verir. ne kadar şekerle alakası yok derseniz deyin. bu argümanla yola çıktığımız vakit, hiç sigara içmemiş ya da evinde sigara içilmemiş insanlarda akciğer kanseri olabiliyor.

    betonarme binaların bile radon gazı nedeniyle akciğer kanserine yol açtığı tespit edilmişken bile şekerin direkt olarak kansere yol açmadığını söylemek yanlış olur.
    saygılar

    Teoman'ın kendisi doktordur Çağatay.

    Teoman şeker sağlığa zararlı değildir veya kanser ile uzaktan yakından alakası yoktur demiyor, doğrudan kanserojen bir madde denemez diyor. Yani illa örnek vereceksek asbest ile bir tutulamaz diyor veri yok diyor.

    Mümkünse rafine şekeri hiç yememek en güzeli ama şeker yersen kanser olursun demekte doğru değil. Yine örnek üzerinden gidecek olursam; su için en hayati şey diyebiliriz heralde insan ve hatta bütün canlılar için, onun bile aşırı tüketilmesi bir insanı öldürebilir.

    Hiç şeker yemeyen, hayatında hiç sigara içmemiş her şeyi organik tüketmeye gayret etmiş bir insan akciğer kanseri olabiliyorken, 90 yaşına kadar sigara ve şekerin dibini gören bir insan olmayabiliyor.

    Mucizevi bir formül falan yok yani ortada, ayrıca tıp evet son yıllarda büyük gelişim göstermiş olabilir ama hala yolun başında, pek çok şey kesin ve net değil. Bir dönem bir konuyu epey araştırmıştım ama karşıma nihai olarak hep; root cause unknown, cause unknown ifadeleri çıkmıştı.
    Konu Mehmet Arslaner tarafından (17.07.2017 Saat 22:36 ) değiştirilmiştir.
  15. 17.07.2017, 22:35 Mesaj #30

    Çağatay Özbekoğlu Nickli Üyeden Alıntı

    ottonun tezi güncelliğini korumaktadır. Nasıl ki sigara kullanımında oksijen yetersizliğinden ve türlü zehirler nedeniyle kanser hastalığına yakalanıyorsak şekerde de durum budur. Şeker yerseniz kanser olursunuz gibi bir argümandan çok, hücreleriniz oksijensiz kalırsa ya da kullanım dengesi bozulursa kanser çoğalır diyor. baktığımızda da şekerde sigarada hücrelerin oksijen kullanımını, kapasitesini düşürür, zarar verir. ne kadar şekerle alakası yok derseniz deyin. bu argümanla yola çıktığımız vakit, hiç sigara içmemiş ya da evinde sigara içilmemiş insanlarda akciğer kanseri olabiliyor.

    betonarme binaların bile radon gazı nedeniyle akciğer kanserine yol açtığı tespit edilmişken bile şekerin direkt olarak kansere yol açmadığını söylemek yanlış olur.
    saygılar

    Sigara hücrelerde oksijensiz ortam yarattığı için değil içerdiği binlerce kanserojen madde nedeni ile kanser yapar. Dediğiniz gibi oksijensizlik nedeni ile kanser yapıyor olsa pasif içicilerde kanser görmezdik.
    Kanser nedir?
    Kanser vucüdumuzun normal olan hücrelerinin bölünme kontrol mekanizmalarının dna düzeyinde bozulması nedeniyle kontrolsüz büyüme özelliği kazanması halidir.
    Hücre bölünme süreci nasıl bozulur?
    Protoonkogen dediğimiz genler hücre büyümesi ve bölünmesi gibi kritik süreçleri yöneten genlerdir. Bu genlerde oluşan hatalar proto onkogenlerin onkogen lere dönüşmesine neden olur. Onkogenler neredeyse sınırsız bölünme ortaya çıkarabilirler. İnsan vucüdunda devamlı olarak onkogen oluşmaktadır.
    O zaman neden hepimiz kanser olmuyoruz?
    Anti onkogenler. En bilinenleri p 53, retinablastom, ras gibi genlerdir. Bu genler hem onkogen oluşumunu azaltmakta hem de oluşan kanserli proteinleri ortadan kaldırırarak kansere yakalanmamızı önler.
    Bunlar dna düzeyinde sebep ve sonuçlar.
    Bütün bu süreçlere rağmen yine de oluşan kanserli protein ve hücreler immün sistemimizin üyeleri tarafından bertaraf edilirler. İnsan vucüdunda milyonlarca kanserli hücre oluşur ve yok olur.

    Sonuç olarak

    Kanser yukarıda anlattığım süreçlerin bir veya bir kaçında aksama olması durumunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Ve kafamızda canlandırdığımızın aksine dışarıdan gelip oluşan kolaylıkla çözülebilen bir hadise değil kendi hücrelerimizin ta kendisi olduğunu idrak edersek ne kadar karmaşık süreç olduğu kafamızda daha doğru canlandırılabilir.

Yukarı Git