Koronavirüs Hakkında Önemli Bilgiler

Şüphelendiğiniz durumlarda 184'ü arayın!

Albert Einstein'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne Mektup (1933)


Albert Einstein, 17 Eylül 1933 tarihinde Türkiye'ye bir mektup göndererek 40 Yahudi bilim insanının Türkiye'de idame edilmesi talebinde bulunmuştur. Mektubun geçerliliği, 1949 yılında Princeton Üniversitesi'nde öğrenci olan Münir Ülgür tarafından da doğrulanmaktadır. Ülgür, Einstein ile konuştuğunda, laf Türkiye ve Mustafa Kemal Atatürk'ten de açılmıştır. Ülgür'ün anlattığına göre Einstein şöyle demiştir: “Biliyor musun, sizin ülkeniz asrın en büyük liderini yarattı”



Bir süre daha sohbet eden ikilinin arasında geçen konuşmada Einstein'ın söylediği şu sözler de ilgi çekicidir: 1930'lu yıllarda Atatürk'ten Türkiye'deki bir üniversitede eğitim vermek için davet aldım. Ne yazık ki kaderde yokmuş. Einstein Türkiye'ye gelememiş olsa da, sözünü ettiği ve yukarıda verilen mektupta belirtilen 40 bilim insanı Türkiye'ye kabul edilmiştir. Daha 1930'larda bile fazlasıyla meşhur olan Einstein, kendisini kabul eden 3 üniversite olan Oxford Üniversitesi, Caltech Üniversitesi ve Princeton Üniversitesi arasından sonuncusunu seçmiş ve ABD'ye gitmiştir. Einstein, bu tercihini şöyle açıklamaktadır: “Pricenton'ı seçtim, çünkü göreliliği kabul eden ilk üniversite oydu.” Mektup Kime Gönderildi? İlk etapta sadece mektuba bakarak hitabın kime yapıldığı kestirilemese de, mektup her ne kadar Maarif Vekaleti'ne (Eğitim Bakanlığı) ithafen yazılsa da, Türkiye Cumhuriyeti Başvekâleti Celilesi'ne (Başbakanlık) iletilmiştir. Dönemin başbakanı İsmet İnönü'dür. Sonradan öğrenildiği üzere, gerçekten de mektup doğrudan Başbakan İsmet İnönü'ye yazılmıştır..

Mektubun Ortaya Çıkış Hikayesi; 1933 yılında Weimar Cumhuriyeti ile onun çöküşüyle doğan Almanya'nın ikinci cumhurbaşkanı olan Paul von Hindenburg, baskı altında çok yanlış bir karara zorlanarak "nasyonel sosyalist" olduğu iddiasında olan Nazi Partisi'nin lideri Adolf Hitler'i Cumhuriyet Şansölyesi olarak atadı. Zaten Yahudi düşmanlığının tırmanışta olduğu dönemde, Naziler'in yükselişe geçmesi ve "Stoßtruppen" (fırtına birlikleri) isimli askerlerle Yahudi avına çıkmaya başlamalarıyla birlikte Yahudiler Almanya'dan kaçmaya çalıştılar.

İşte bu dönemde Sami M. Günzberg isimli Yahudi-Türk bir diş hekimi, Paris Yahudi Popülasyonunu Koruma Birliği (OSE) Ulusal Konferansı'na katıldığı sırada onur konuğu olan Albert Einstein ile tanıştı. Dr.Günzberg, Türkiye Cumhuriyeti yöneticilerinin dişçisi olarak görev yapıyordu

Atatürk'ün dişlerini tedavi etmekle kalmamış, aynı zamanda Dolmabahçe Sarayı'nda kendisine bir diş koltuğu ayarlanmıştır. Günzberg, ayrıca İsmet İnönü ve Celal Bayar'ın dişlerini de tedavi etmiştir. Albert Einstein, 17 Eylül 1933'te Einstein'ın Türkiye Cumhuriyeti'ne bir sığınma talebi mektubu yazdı. Bu mektup, 30 Eylül 1933'te Sami Günzberg tarafından Türkçeye çevrildi. Günzberg, bir de kapak mektubu yazarak konuyu izah eden ve Einstein'a desteğini veren bir yazı kaleme aldı. Sonrasında bu mektuplar, Başbakanlık Ofisi'ne iletildi.



Kapak mektubunun belirttiğine göre, mektup şu adresten atılıyordu: “Diş Tabibi, Sami Günzberg, Beyoğlu, İstiklal Caddesi, No. 356.” “Ekselansları, OSE Dünya Birliği'nin şeref başkanı olarak, Almanya'dan 40 profesörle doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye'de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler , Almanya'da halen yürürlükte olan yasalar nedeni ile mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etmek cüretini buluyorum.” Ne var ki mektup ilk etapta Atatürk'ün eline geçmedi; çünkü Atatürk'e hitaben değil, dönemin başbakanı İsmet İnönü'ye hitaben yazılmıştı. İsmet İnönü, 9 Ekim 1933 tarihinde, şu sözcükleri kullanarak talebi reddetti



Ret sebebi her ne kadar maaşların yüksekliği olarak verildiyse de, özellikle de 1 sene boyunca ücretsiz çalışmayı teklif eden bir bilim insanı grubuna maaş gerekçesiyle ret göndermek pek tutarlı bir cevap gibi gözükmemektedir Bu konudaki yaygın görüşlerden birisi, Türkiye Cumhuriyeti'nin I. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya ile ilişkileridir. İddiaya göre İsmet İnönü'nün Yahudiler'i reddetme nedeni, Almanya ile ters düşmeye korkmasıdır.. Bu kısmen doğru olabilir (bireysel motivasyonları bilmek her zaman mümkün değildir)




Bir diğer gerekçe olarak, özellikle de Atatürk'ün ölümünden sonra bir problem belirginleşen ve giderek yükselen Yahudi karşıtlığı (veya en azından Yahudiler'e karşı mesafe koyma politikası) gösterilmektedir. Atatürk'ün Karara Müdahalesi; İsmet İnönü'nün ret kararından kısa bir süre sonra bu haber ve Einstein'dan gelen mektup Mustafa Kemal Atatürk'e ulaştı. Böyle bir talebin reddedilmesini kabul edilemez olarak gören Atatürk, derhal başbakanı, Eğitim Bakanlığı'nı ve Dr. Günzberg'i bir araya getiren bir toplantı ayarladı. Einstein'ın teklifinin kabul edileceğini açıkladı. Hemen bir davet mektubu hazırlandı. Kaleme alınan davet mektubu, sadece adı verilen 40 bilim insanını değil, tüm Yahudi bilim insanlarını kapsayacak şekilde genişletildi. Mektupta, Türkiye Cumhuriyeti'nde yüksek öğretimin yeniden yapılandırıldığından, bu bilim insanları için özgür ve verimli bir ortam yaratılacağından bahsedildi. Yani Einstein'ın mektubu sadece Türkiye ile ilginç bir etkileşim yaratması dolayısıyla değil; aynı zamanda ülkemizdeki eğitim reformuna can vermiş olması amaçlandı. Uzun lafın kısası, gerçekten de Yahudi, Alman ve Avusturyalı birçok bilim insanı, hekim, arkeolog, dilbilimci Türkiye'ye gelmiş ve Türkiye'nin yeni bilim insanlarını yetiştirmiştir. Dönemin Ermeni yapı ustaları meşhur olduğu için, bu kişiler Ankara'daki binaları Türkiye'nin başkentine yakışacak şekilde tasarlayıp üretmeleri için işe alınmıştır. Bu kişilerin sadece kendileri değil, aileleri ve asistanları da Atatürk'ün kabulüyle Türkiye'ye getirilmiştir. Bu kişiler, sonraki 10-15 sene boyunca tıp okulları, bilim ve teknoloji birimlerinde görev almış, özellikle İstanbul'da kendilerine bir yer edinmişlerdir. Tabii ki, 1950'li yıllarda İsrail'in kurulması sonucu bunların birçoğu İsrail'e ve ABD'ye göç etmiştir. John Hopkins, Harvard, Columbia ve Chicago gibi üniversitelere geçmiştir

Fakat ne olursa olsun, Türkiye'nin bugünlere gelişinde önemli rol oynayacak birçok kıymetli bilim insanı, az daha Türkiye'den geri çevrilecekken, Atatürk'ün duruma el atması sonucunda Türkiye'ye gelmişler ve kıymetli katkılar sunmuşlardır..

via @https://twitter.com/Cansinn1907
 
Osmanlı çok jahudi insalara destek cikti.
Onlar da eğitimleri ile ülkeye yardımcı oldu
Win-Win

Malesef Adolf Amca jahudilere pek iyi davranmadı Almany da.. bu da bize şans oldu..çok bilim adamları.geldi
 
Üst Alt