Koronavirüs Hakkında Önemli Bilgiler

Şüphelendiğiniz durumlarda 184'ü arayın!

Breaking Bad





Sıradan bir kimya öğretmeni olan Walter White'ın öleceğini öğrenince uyuşturucu üreticiliğine kadar uzanan özgürleşme deneyimi, çarpıcı bir kara mizaha dönüşüyor.



Doktor, hasta olduğunuzu ve yaşamak için iki seneniz kaldığını söyledi... Ne yapardınız? Dünyayı gezmek, sevdiklerinizle vakit geçirmek, asla cesaret edemediğiniz bir şeyi denemek... Tüm bunlar sizin için bir seçenek olabilir. Ancak Walter White için durum biraz farklı. The X-Files'ın yapımcısı Vince Gillian'ın imzasını taşıyan Breaking Bad, ölümle yüzleşen sıradan bir adamın sıradışı hikayesini anlatıyor.

Walter, eşi ve engelli oğlu Jr. ile New Mexico'da tüm hayatını kurallara göre yaşayan kendi halinde bir kimya öğretmeniyken, ölümcül safhada akciğer kanseri olduğunu öğrenir. Yaşamak için iki senesi kalmıştır. Bu haberle sarsılan White, hayatının denklemini değiştirir. Tüm günlük endişelerden ve toplumun dayattığı sınırlamalardan sıyrılarak yeni bir adama dönüşür... Kimya bilgilerini farklı bir neden için, uyuşturucu üretip satmak için kullanan bir adam. Amacı ölümünden sonra ailesinin geçinebilmesini sağlayacak parayı kazanmaktır. Ancak işler kontrolden çıkar. Basit bir aile babasının uyuşturucu çetesinin elebaşına dönüşmesinin komik ama aynı zamanda duygu yüklü hikayesini kaçırmayın. Hele Malcolm in the Middle'ın babası Bryan Cranston, Emmy'ye aday gösterilen Walter rolünde hayatının performansını sunarken.



'Amaca giden her yol mübahtır.'





3. sezonu Mart 2010'da başlayacak.

e2
 
Cevap: Breaking Bad



Bazı bölümlerde yavaş ilerleme söz konusu olsa da toparlıyor ileride. İlk sezonu da 7 bölüm yanılmıyorsam.
 
Cevap: Breaking Bad



sabır istiyen bir dizi, ama hakkını vererek sabırla izleyince derin izler bırakabilir; çünkü dram olarak muhteşem bir dil kullanmişlar.
 
Cevap: Breaking Bad



2008 ve '09 da olduğu gibi tekrar emmy'i götürmüşler.







Drama;

En İyi Erkek Oyuncu: Bryan Cranston

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Aaron Paul
 
Cevap: Breaking Bad



Yazı biraz eski olsa da iyidir.



Breaking Bad: Suç Ne Zaman Suç Değildir?



Vince Gilligan’ın alamet-i farikası olan dizi ülkemizde E2 aracılığıyla ikinci sezonunu devirmiş durumda. İnternet aracılığıyla takip edenler hali hazırda üçüncü sezonu izlemekte ve feyzalmakta. Vince Gilligan ismini bir ihtimal X-Files aracılığıyla duymuş olabilirsiniz. Ayrıca Will Smith ve Charlize Theron’un rol aldığı Hancock isimli filmin de senaristlerinden birisiydi. Bunun dışında ses getiren bir başarısı olmayan bu şahsı üne kavuşturacak/kavuşturmuş olan yapım kuşkusuz Breaking Bad.



Konusu Nedir?



Bir lisede kimya öğretmenliği yapan Nobel ödülü almış bir grubun üyesi olan bir kimyagerin; Walter White’ın (Bryan Cranston) kanser olduğunu öğrendikten sonra karısı Skyler (Anna Gunn), sakat oğlu Walter Jr. Flynn (RJ Mitte) ve doğacak çocuğuna geride bir şeyler bırakabilmek amacıyla uyuşturucu (metamfetamin-kısaca kristal meth) üretimine başlamasını konu alıyor. Ona yol göstermesi için hali hazırda uyuşturucu üreticisi ve kullanıcısı olan eski bir öğrencisi Jesse Pinkman (Aaron Paul)’dan yardım almaya başlıyor. Yalnız tek sorunu ortağının yani Jesse’nin uyuşturucu müptelası olması değildir. Aynı zamanda Walter’ın bacanağı Hank (Dean Norris) bir DEA (Narkotik) çalışanıdır ve evlerine doğal olarak sık sık gelip gitmektedir. Bütün bunlara rağmen ailesine iyi bir gelecek yaratabilmek için Walter gecesini gündüzüne katıp, yeri geldiğinde ailesini geriplanda tutarak uyuşturucu üretmeye çalışacaktır. Peki, bu esnada hayatından neler eksilecektir?



Öne Çıkan Noktaları:



Birinci sezonda yalnızca yedi bölümün, ikinci sezonda ise on üç bölümün yayınlandığı ama bu kısa kariyerinde hemen kült mertebesine ulaşan yapım, hali hazırda devam etmekte olan sezonunda kaldığı yerden yoluna devam etmekte.

Bu diziyi ilginç yapan nedir? Açıkçası saymakla bitecek gibi değil ama elimden geleni yapayım. En başında bilinmesi gereken önemli bir bilgi var. Bu dizi Amerika’da AMC isimli bir kablolu TV kanalında yayınlanmakta. Bu şu mânâya geliyor; sert öğeler olabildiğince serbest. Yani genel kurallara uymaları gibi bir zorunlulukları yok. Bunun ne mânâya geldiğini en iyi son zamanların favori dizilerinden Spartacus: Blood and Sand isimli diziyle açıklayabiliriz. Benzer şekilde oldukça sert konuları ele alan Oz (HBO yapımı) da bir kablo TV dizisiydi.



Bunu bildikten sonra aslında birçok şey yerine oturuyor. Normal bir kanalda uyuşturucu ile alâkalı, hele ki üretimini konu alan bir hikâyeyi tahmin edersiniz ki göstermek çok kolay değil. Bu bakımdan ülkemizdeki E2’nin ayrıcalıklı bir yapısı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle birinci sezonda yer alan bazı sahnelerin, örneğin parçalanan bir insanın vücudunun parçaları, uyuşturucunun kullanıldığı anlar, fahişeye giden karakterin sevişmesi, mutfakta yapılan sert seks… Öyle bir anlattım ki erotik bir dizi sanacaksınız, alâkası yok aslında ama aile ile izlemek için biraz sert ve aykırı bir dizi olduğunu kabul ediyorum. Buna rağmen gösterilen şiddet ve erotik anların sırf seyirciyi çekmek amaçlı olmadığını söylesem herhalde bir nebze olsun içiniz rahatlayabilir. Zaten bu dizide hiçbir şey sırf gösterilmiş olmak için gösterilmiyor. Her şeyin bir amacı var. Bir sahnenin o an için veya o bölüm içinde anlam ifade etmemesi, ileride etmeyeceği anlamına gelmiyor. Bunun en güzel örneği olarak ikinci sezon boyunca, dizinin başında gösterilen görüntüler verilebilir.







Peki, bunlar yeterli mi? Dizinin başarısı bunun çok çok ötesinde. Dizinin temelinde yatan, iç hesaplaşmalara yol açan, normal bir insanın suça bulaşması durumunda neler yaşacağını, hayatının ne denli değişebileceği. Üstelik bunu oldukça başarılı bir şekilde yapıyor. Bu örneklemeyi, hayata bir şekilde yenilmiş, Nobel ödülü kazanmış olmasına rağmen bir devlet okulunda kimya öğretmenliği yapan Walter’ı merkeze koyarak yapıyor. Onun yanına, normal bir çocukken nasıl olduğunu bilmediği bir şekilde, bir nevi hayatın oraya sürüklemesiyle, uyuşturucu kullanmaya başlayan Jesse Pinkman karakterini alıyor. Bu karakterlerin müthiş oyunculuk performanslarıyla canlandırılıyor olması da etkiyi katlıyor. Ayrıca Hank’in narkotik çalışanı olması da iyi bir karşıtlık olarak yerini alıyor. Buna saf görünen ama aslında insan doğası gereği saf olmayan bir anne ve ne yapacağı belirsiz bir baldız karakteri de eklenince… Tam anlamıyla ağız bir karış açık izlenecek seyirlik ortaya çıkmış oluyor.



Benzerlikler ve Çıkarımlar:



Karakterlerin gelişimi, her adımlarında daha da dibe batmaları bakımından Dexter ve Oz’u anımsatan yapısı, içsel meseleleri görüntüyle çok iyi birleştirmesi neticesinde etkileyiciliğini katlıyor. Dizi, siz olsanız ne yapardınız sorusundan ziyade, seyirciyi dışarıda tutarak yalnızca izleyici konumunda bırakıyor. Buna rağmen, seyirci gördükleri karşısında aynı karakterler gibi çaresizlik hissediyor, kapana kısılmışlık hissediyor. Duyguların garip bir aktarımı olan bu yöntemi çok yetkin bir şekilde kullanıyor ve bunu hissettirmeden yapabiliyor. Özellikle ikinci sezonda Jesse karakterinin tüm sezon boyu yaşadıkları bunun en güzel örneklerinden birisi. Önce dibe batıyor, tam dibi gördüğünü düşündüğü anda yaşadığı çıkışsızlık hissi ve veryansınlar insanın içini sızlatıyor. Artık ne yapacağını bilemediği anda, her şeyin iyiye gittiğine dair bir yanılsama görmeye başlıyor. Bir nevi aynı yanılsamayı seyirci de görmeye başlıyor; onunla mutlu oluyor, onun mutlu olmasını ister hale geliyor. Tam bu esnada her şey başladığı noktaya doğru hızla gelişmeye başlıyor.



Hayatımızda örneklerini daha önce fark etmeden defalarca gördüğümüz, can çıkar huy çıkmaz ve kötü arkadaşlar temaları devreye girerek çaresizliği ve çıkışsızlığı tekrar hissettiriyor. Bu bakımdan Dexter’ın dördüncü sezonunda olanlarla benzeştiği söylenebilir. Oz konusuna girmek bile istemiyorum çünkü Oz bunu bir bölüm içinde defalarca yapabilme kabiliyetine sahip, insanın yaşama arzusunu törpüleyen müthiş bir diziydi. Ortada böyle bir durum olmasına rağmen “müthiş” tabirini Breaking Bad isimli bu güzide dizi için de gönül rahatlığıyla kullanabilirim. Böyle dememin altında yatan sebep, insan doğasında yatıyor. Aynı dizideki karakterlerin uyuşturucu üretimi yüzünden başlarına türlü şey gelmesine rağmen yollarına devam etmeleri gibi, siz de diziyi izlemeye devam ediyorsunuz. Bu bakımdan sürekli tekrar ettiğim bir söz var, bir şeyin iyi yapılıyor olması onu iyi yapmıyor. Ortada kötü karakterler var Dexter Morgan gibi, Vern Schillenger gibi. Üçüncü sezonda bunu en güzel Jesse özetliyor işin aslı. Kendisi ve Walter için şöyle diyor “I’m the bad guy” (Ben kötü adamım). Benzer bir iç hesaplaşmayı Dexter üçüncü sezonun sonunda yaşıyor ve şöyle diyordu; “İyi miyim? Yoksa kötü müyüm? Bu soruları kendime sormayı bıraktım. Çünkü cevapları bende yok. Cevabı olan var mı?”. Buna seyirci olarak verilmesi gereken cevap, evet sen kötü adamsın olmalı. En azından aklımızdan bunu hiçbir zaman çıkarmamalıyız.







Bu açıklamaları niye yaptığıma gelince; bu gibi dizilerin bazı durumlarda, örneğin onca belaya rağmen uyuşturucudan kolay para kazanılıyor olması, kötü örnek sergilemesi. Bir dizi, bunu bu kadar büyütecek ne var ki diyenlerin, gözleri çoktan kör olmuş demektir. Aynı hesapla, gördüğümüz kötücül bir olay karşısında da “başkası yapıyor onları, gerçek değil, benim başıma gelmedi, ben yapmadım” demeleri gerekir -ki bu çok yanlış bir düşünce yapısıdır. Demem o ki, bu diziyi çok seviyor olmama rağmen empatiyi doğru taraftan yapmak gerekiyor. İnsan suç yani günah ile mi doğar? Haklı, daha doğrusu kendince sebeplerden, suçlu olan ne kadar suçludur? Bunlar felsefe, sosyoloji ve dinler tarafından bolca sorulan sorular. Bunları insanın kendisine sorması gerekiyor. Bu konuyu çok uzatacak değilim, koskoca insanlar olarak en iyinin ne olduğunu bilebilecek durumdasınız.



Senaryo, Yönetim ve Diğer Teknik Olaylar:



Oyuncuları ve konusunun yanında dizinin en güçlü yanlarından birisi kuşkusuz senaryonun özenli yapısı ve yönetmenlik konusundaki beceriler. Amerika’daki diğer diziler gibi bu dizinin de sabit bir yönetmeni yok. En çok yönetmenlik yapmış olan kişilerden birisinin Adam Bernstein olduğunu ve bu kişinin de Oz isimli müthiş hapishane dizisinde 9 bölüm yönetmenlik yaptığını söylemek sanırım yeterli olacaktır. Her bölümde değişen yönetmenlere rağmen genel olarak çöl sarısı tonlarının hâkim olduğu, donuk ve bir o kadar tekinsiz bir yapının devamlı pençesinde gezindiğimizi söyleyebiliriz.



Senaryo boyutunda ise bir suç dizisi olmasına rağmen, dram, aile ve gerilim öğelerinin de çok iyi kullanıldığını eklemek gerekiyor. Özellikle sezon finallerine doğru iyice baskın hale gelen gerilim, birçok dizide görmeye alışkın olmadığımız derecede etkileyici. Çöl zaten yapısı gereği oldukça korkutucu bir yapı ve dizinin geçtiği Albuquerque (New Mexico) çöllerle kaplı bir yer. New Mexico demişken, dizinin bolca Meksika havası taşımasının sebebi de budur. Üçüncü sezonda yaratılan tekinsiz ortamlar, ne yapacağı belli olmayan senaryo hamleleri ve kamera hareketleri ile etkileyiciliği artıyor.



Ülkemizde hak ettiği ilgiyi göremeyen dizinin yıldızı Bryan Cranston’ın 2008 ve 2009 yıllarında Emmy ödül töreninde iki defa dram dalında en iyi erkek oyuncu ödülünü kucakladığını ve yine aynı ödül töreninde aynı sayıda Editing ödülünü de evlerine götürdüklerini eklemek gerekiyor.



Tüm bunları yan yana koyduğunuz vakit dizinin dört tarafı mamur, karanlık, tekinsiz ve gerilimli bir yapısı olduğunu söylemek pekâlâ mümkün. Bol ödüllü ve her bölümüyle farklı tatlar bırakan bu diziyi henüz keşfetmediyseniz, hâlâ çok geç kalmadığınızı bilmenizi isterim. Asla, çok geç değildir, hatalardan geri dönülebilir… İyi seyirler.



Suat Demirel · 10 Mayıs 2010



Kaynak : bakınız.com
 
Cevap: Breaking Bad



Tek kelime ile muhteşem bir dizi. Arka arkaya 8 bölüm seyrettiğimi bilirim.



Yeah, Mr. White! Yeah, science!



[video=youtube;io-t-bUkfY8]https://www.youtube.com/watch?v=io-t-bUkfY8[/video]



Yeni sezon Haziran'da başlayacakmış sanırım.
 
Üst Alt