Koronavirüs Hakkında Önemli Bilgiler

Şüphelendiğiniz durumlarda 184'ü arayın!

Fernando Meira








5 FERNANDO MEIRA

Defans



Doğum Tarihi 1978-06-05

Doğum Yeri Guimares (Portekiz)

Oynadığı Takımlar Guimares, Felgueiras, Benfica, Stuttgart

Geldiği Takım Stuttgart

Giriş Yılı 2008

Boyu 1.90

Kilosu 78

Lakabı Nando
 
bu takıma lüks yemin ediyorum. kafamda kadro kurarken, yabancı kontenjanına takıldığından kadrodan çıkartmak zorunda kalıyorum. :) bi de Milan Baros da böyle. :I



yani Fernando Meira mesela, 2-0 falan önde giden maçta son 20 dakika oyuna girsin maçı soğutsun, orta sahada top çevirsin falan. diğer taraftan Milan Baros da mesela yenilirken girsin, rakibe diş göstersin, 2-3 sertlik yapıp zaten yorgun rakibin gardını tamamen düşürsün falan.



hani dünyadaki 3-5 takım haricinde, herhangi bir takımın başında olsam yedek klübemde Fernando Meira ve Milan Baros gibi 2 oyuncu olmasını isterim. ama 4-2-3-1 düzeninde elimizde böyle Türk oyuncular varken ve yine dünya üzerinde 3-5 tane hariç en iyi Türk futbolcular bunlarken ve yabancı kontenjanı varken gerçekten lüks bu 2 adam bize.



edit: şimdi uğraşamadım ama bu 4-2-3-1'in inceliklerini, hangi tip oyuncuların olması gerektiğini falan resimli olarak anlatmayı planlıyorum. Taktik bilgisiyle alakası bir başlık vardı onu da açsın birisi, ortamı ısıtsın. :)
 
Valla ben daha o kaliteyi göremedim maalesef.. Neyse uzatmayalim barii ben begenmiyorum sahsi fikrimm, sizlerin fikrinede saygim sonsuz. Nede olsa renktaslarimsiniz.
 








Futbolcu, Profesyonel ve Delikanlı…





Futbol tüm hayatını değiştirdi. Eğer futbolcu olmasaydım belki bugün perişan bir hayat yaşıyordum diyecek kadar futbolun hayatındaki yeri ve önemine güçlü bir vurgu yapıyor. Hayatını bu denli değiştirip dönüştüren futbolu yani başka bir deyişle yaptığı işi ise çok ciddiye alıyor. Öyle ki, kendi başarısını gerektiğinde formasını giydiği takımın başarısının ardında tutacak kadar mütevazı bir kişilik Meira. Görevin önce geldiğini neredeyse her cümlesinde vurguluyor. Evet, bu sezon sadece üst düzey bir libero seyretmeyecek Galatasaraylılar. Gerçek bir profesyoneli de izleyecekler. Sadece futbolu ve uluslararası deneyimiyle değil kişiliğiyle de farklı bir adamı izleyecekler bu sene sahalarda. Kısacası Portekiz’li Fernando Meira’yı….





Portekiz’in kuzeyinde bir şehir olan Guimares’te dünyaya geldi Şehrin yakınındaki bir kasabada yaşıyordu. Babası ailenin içinde bulunduğu ekonomik zorluklar dolayısıyla çalışmak için İsviçre’ye gitmişti. Fernanado Meira bu nedenle uzun bir zaman büyükannesiyle yaşadı. O günleri şu sözlerle özetliyor:



“Annem ve babam bizden uzaktı. Senede iki kere görüyordum. Ama şartlar öyleydi. Bu durumu anlayışla karşılamam lazımdı. Futbol küçük yaşlardan itibaren hep ilgimi çekti. Benim için güzel bir yoldu. Okulda ve mahallede futbol oynardık. Guimares’te 7 yaşından itibaren futbol oynamaya başladım”.



Anne ve babasından uzak yaşadığı bu yıllarda futbol bir anlamda onun en yakın dostu ve yoldaşı olacaktı.



“İlk başladığında 7 yaşındayken sağ açık oynuyordum. 15 yaşıma geldiğimde milli takıma çağrıldım. Orta sahada bana daha fazla şans tanıdılar. Çocukluğumda futbol benim hayalimdi. Ancak bu noktaya geleceğimi hiç tahmin etmiyordum. İleri yaşlarda fark ettim ki, benim hayatımda futbol olmasaydı ben belki de perişan bir hayat sürerdim. Ama futbol oynamayı seviyordum. Futboldan para kazanmam ve bunun önemini kavramam ise çok daha sonraki yıllarda oldu”



Futbolda profesyonelleşmeye doğru yöneldiği bugünlerde kendisine örnek olarak Arjantin’li Fernando Renondo alıyordu. O zamanları hatırladıkça futbol oynadığı arkadaşlarından ancak 10 tanesinin futbolcu olabildiğini onlarında sadece birkaçının üst düzey futbolcu olabildiğini ifade ederek:



“Aslında tek başına yeteneğe bağlı olduğunu düşünmüyorum iyi futbolcu olmanın. Bu yeteneğin çok çalışarak üzerine bir şeyler koymanız lazım. Portekiz’de her mahallede çocukların futbol oynamak için gittiği merkezler var. Milyonlarca çocuk oraya gidiyor. Bu çocukların yetenekli olanları ileride çok iyi futbolcu oluyorlar mı? Hayır. Bana Tanrı da yardım etti. Çok yetenekli olduğu halde aradan sıyrılamayan çocuklar var”.



Portekiz’de futbolun çok sevildiğini ve altyapıya da büyük önem verildiğini belirten Meira, U takımları düzeyinde çok başarılı olan Portekiz’in aynı başarıyı neden daha sonraki düzeylerde sürdüremediğini ise şöyle dile getiriyor.



“Bizde altyapıya müthiş önem veriliyor. Profesyonelliğe geçişte ise ne yazık ki Portekiz’de yabancı oyuncu sınırlaması olmadığından dışarından özellikle de Arjantin, Brezilya gibi ülkelerden oyuncu alınıyor ve bu gençlerin önü kapanıyor. Türkiye’de yabancı oyuncu sınırlaması olması çok önemli ve iyi. Birkaç takım sadece altyapından gelenlere önem veriyor diğerleri ise dış ülkelerden profesyonel oyuncuları ithal ediyorlar. Bu milli kaynakların harcanmasına yol açıyor. Bu durum altyapıdayken kazanılan başarıların üst düzeyde tekrarına engel oluyor. Portekiz milli takımının son yıllarda geldiği seviyeye bakarsanız bazı mevkilerde olağanüstü oyuncular olduğunu görürsünüz. Bazı mevkiler de ise örneğin kaleci mevkiinde, santrafor mevkiinde iyi oyuncu görme şansımız olmadı. Bunun nedeni de Portekiz kulüplerinin bu mevkilere dış ülkelerden oyuncu almalarıdır. Bu Portekizli oyuncuların önünü kesiyor”



Futbola ilk olarak sağ açıkta başladığını sonra orta sahada oynamaya başladığını söylüyor. 17 yaşında Guimares takımındayken yeni bir teknik direktör gelir ve Meira’yı stopere çeker. Bu hocanın Guimares’de kaldığı sezon en başarılı sezonları olur. Ardından Hırvat bir hoca gelir takımın başına. Meria’yı bu kez yedek kulübesindedir. O da, yöneticilerden kendisini başka bir kulübe gitmek için serbest bırakmalarını ister. Futbol oynayabilmek tek isteğidir o günlerde. Ve ikinci ligdeki Felgeraj takımına gider. Felgeraj, Victoria Guimares ile ilişkileri çok iyi olan bir kulüp olduğu için 6-7 oyuncu Felgeraj’a geçerler ve Meira orada devamlı oynama şansı bulur. Bir sene sonra hoca değişince Guimars’e geri döner. İkinci dönüşünde takımda oynamanın yanısıra aynı zamanda çok genç yaşta kaptan olma fırsatını da yakalar. Stoper mevkiinde oynamaya devam eder. Meira, bu yıllarda artık milli takıma da seçilmektedir. Ve henüz 20 yaşındayken Portekiz tarihinin en pahalı transferini yaparak Benfica’ya geçer.



Portekiz futbolunda da bizdeki gibi üç takımın sözü geçmektedir. Benfica, Sporting ve Porto. Benfica en fazla şampiyonluk ve kupa kazanmış takımdır. Ama Benfica’nın o günlerde bugünde devam eden bir sorunu vardır. O da, her sene 9-10 oyuncu gider yerine yenileri gelir. Oyuncu sirkülasyonu fazladır takımda. Bu takım kimliğinin oluşmasının önündeki en büyük engeldir. Benfica’da oynadığı dönem aynı zamanda Jardel’li Porto’nun tüm kupaları topladığı zamana denk gelir. Porto’nun hakimiyeti söz konusudur Portekiz futbolunda. 1,5 sene Benfica’da kalır. Kaptan olmasına rağmen söz konusu kimlik sorunu nedeniyle yurt dışından teklif alınca kabul ederek bu kez de Almanya’nın yolunu tutar.



Latin geleneğine sahip Portekiz’den neden Almanya gibi bir ülkeyi ve Stuttgart’ı tercih ettiğini ise şöyle açıklıyor Meira: “Ben o sırada yapabileceklerimin sınırına gelmiştim. İçinde bulunduğum takımda yapabileceğim fazla bir şey yoktu. Stuttgart ise beni Guimares yıllarından beri beni takip ediyordu. Yeni bir heyecan yaşamak istiyordum. Almanya’ya uyum sağlama konusunda başlangıçsa çok zorlandım. İklim farklı, ülke farklı, lisan farklıydı. Özellikle ailem çok zorluk yaşadı. Soğuk bir ülkede yaşamak çok zordu. Gittiğimizde Aralık ayıydı ve çok soğuktu. Ancak birkaç sonra uyum sağlamayı başardım”.



Futbol anlamında Almanya futboluna neler kattı diye sorulduğunda ise içtenlikle şunları söylüyor: “Futbol anlamında Almanya’da oynamak bana çok şey öğretti. En başta profesyonel futbolun ne olduğunu öğrendim. Almanya’da futbol ciddi bir iş olarak görülüyor. Portekiz’de ise futbol her şeyden önce bir keyif ve zevktir. Almanya’da futbol doğrudan sonuca yönelik oynanıyor. Daha etkili top oynamayı orada öğrendim. İlk gittiğim sene teknik direktör Felix Magath’tı. Onunla ilk sezonda şampiyon olduk. O başarılara nasıl ulaşılacağını öğrendim. Ailem içinde Almanya büyük bir tecrübe oldu”



Futbol yaşantısına forvet hattında başlamış ve gol atmanın cazibesini yakından hissetmiş birinin zaman içinde defansif bir mevkiye kayması zor olmadı mı ya da bunu nasıl kabullendin diye sorulduğunda ise Meira, futbolcunun hangi mevkide daha fazla ilerleyebileceğini görecek kadar zeki olması lazım diye cevap veriyor bu soruya. Her mevkide oynadığını belirten Fernando Meira bu noktada çok gerçekçi bir yaklaşımla yaşadığı bu dönüşümü şöylece izah ediyor:

“Oynadığım tüm takımların özellikle de milli takımın orta sahasında çok iyi oyuncular vardı.. Benden daha iyisi olduğu sürece benim takıma daha fazla katkıda bulunacağım mevkiye geçmem daha faydalı ve gerçekçi olur. Ben futbolcuların bunu böyle değerlendirmeleri gerekir diye düşünüyorum. Ben de öyle yaptım”



Söz milli takımdan açılmışken, Scholari öncesinde birçok farklı teknik direktörle çalışmanın Portekiz milli takımında istikrarsızlığa yol açtığını söylüyor Meira. Scholari ile milli takımın birbirine yakınlığı olan arkadaş grubu havasına büründüğünü ve soyunma odası ile sahaya huzur geldiğini ifade ediyor. Portekiz’in bu safhadan itibaren yükselmeye başladığını belirten Meira, Scholari ile birlikte tüm şampiyonalarda zirveye aday ülke olarak gösterilmeye başladıklarının da özellikle altını çiziyor: “2006’da şampiyonluğu birkaç ufak şanssızlık neticesinde kazanamadığımızı düşünüyorum. Kazanmaya çok yakındık. Scholari’nin gelişiyle disiplin ve saygı takıma yerleşti. Bu da başarıyı getirdi. Scholari’nin gidişinin bu kazanımların kaybolmasına yol açmamasını diliyorum. .Scholari, hem Portekiz’i hem de milli takımı değiştirdi. Bir yandan milli takım aile gibi idare edilirken, bir yandan da Portekizlilerin milli takımın arkalarında durmasını sağladı. Başarıya giden yoldaki parametreleri o belirledi. Umarım, onun ardından Portekiz geriye dönüşü yaşamaz”



Son yıllarda milli takım düzeyinde uluslar arası arenada sık sık karşılaşan Türkiye ile Portekiz’in futbol bağlamında bir mukayesesini yapmasını istediğimizde yorumu şu şekilde oluyor:

“Öyle zannediyorum ki, Türkiye’de Portekiz gibi belirli niteliklere sahip kaliteli bir takım. Ancak aynı Portekiz gibi belirli aşamaları geçmek için bazı şeyleri hep eksik kalıyor. Bu sene gördük ki, Türkiye sahip olduğu oyuncular sayesinde edindiği kalite ile çok iyi yerlere gelebilir. Ben öyle zannediyorum ki, Fatih Terim, Türkiye’de Scholari’nin yaptığına benzer işler yaptı. İyi bir takım yarattı. Tüm Türkiye’yi milli takımın çevresinde duracak şekilde ikna etmeyi başardı ve takımı bu seviyeye taşıdı. Türk milli takımı geldiği bu düzey itibarıyla kendisini ispat etmiş bir takım artık”







Neden Türkiye ve Galatasaray’ı tercih etti?

Her şeyden önce Almanya’dan ayrılmak istediğimde Galatasaray ile görüşmeyi tercih ettim. Galatasaray, gerek şampiyonlar liginde üst düzeyde mücadele edecek bir takım, gerekse kendi liginde şampiyonluk için oynayan bir takım. Ben teklif verenlerle aynı anda görüşüp onları kızıştıran bir oyuncu olmadım hiçbir zaman. Galatasaray ilk görüştüğüm kulüptü ve görüştüğüm Adnan Sezgin, projeleri ile beni ikna etti. Galatasaray’ın bana ne teklif ile geleceği veya anlaşma şartları dahi kesin değildi. Ancak Adnan Sezgin’in bana gösterdiği resmi beğendim. Ve el sıkıştık.



Aradığını buldun mu?

Büyük bir kulüple ve tutkulu taraftarlarla karşılaşmayı umuyordum. Bunu da buldum. Portekiz’de yaşadığım şehirlerden daha büyük bir şehre geleceğimi biliyordum. Elbette bazı uyum sorunları olacaktır. Yeni bir ülke, yeni bir lisan, yeni koşullar söz konusu olduğu için bazı zorluklar elbette olacaktır. Ama ben burada aradığımı buldum.



Takımı yönetme anlamında Denizlispor maçında arkadaşlarına sürekli komut verdin? İletişimi nasıl sağladın?

Herkesle bildiği lisanla anlaşmaya çalışıyorum. İki yanımda oynayan Sabri ve Servet ile bildiğim az Türkçe ile anlaşmaya çalışıyorum. Hemen arkamdaki Aykut, Hakan, Volkan, Lincoln ile Almanca anlaşıyorum. Kewell ile İngilizce, Nonda ile çok az olan Fransızcamı kullanarak iletişim kuruyorum. Bu tabii ki zor oluyor Ama gerekli de. Türkçe öğrenmem gerekiyor. Türkçe öğrenebildiğim zaman Almanca bilen Türk oyuncularla da Türkçe konuşacağım.



Zor olmuyor mu?

Şu anda elimden gelen bu ve ben de bu zorluklara katlanacağım. Ben her şeyden önce takım oyuncusuyum. Ben yeri geldiğinde takımın başarılı olmasını kendi başarıma tercih ederim. Bana verilen görevi yapmakla yükümlüyüm. Hücuma kalkıldığında bir kontra atağı engellemek için en arkadaki oyuncu olarak diğerlerini örgütlemek zorundayım. Saha içindeki mevkilerin boş kalmaması için çabalıyorum ve bir takım oyuncusu olarak bu benim asli görevimdir.



Topu geriden bilinçli bir şekilde şişirmeden oyuna sokuyorsun. Bu Galatasaray’ın son yıllarda eksikliğini çektiği bir konuydu.

Doğrudur. Topu ileri şişirmek hoşuma giden bir şey değil. Topu oyuna bilinçli ve planlı bir şekilde dahil ederek kullanmak isterim. Bunu yapmamız gerekir. Takım olarak birlikte oynama tecrübemizi artırdıkça daha iyi olacağız.



Galatasaray gibi beklentileri ve hedefleri yüksek bir kulüpte kendisini baskı altında hissedecek misin?

Bu baskının olması mecburi. Galatasaray için ikinci olmak başarısızlıktır. Başarılar hazmedilmeli ve bir sonraki sezona yeni başarılar hedef seçilerek çıkılmalı. Avrupa’da gidebildiğimiz kadar gitmeliyiz. Türkiye’de ise şampiyonluk tek hedefimiz olmalı. Hepimizin bu baskıyı hissetmesi ve onu sindirerek onunla yaşaması lazım.



Türk futbolu ve Türkiye Ligi’ni nasıl görüyorsun?

Dört veya beş takım zirveye oynayacak, diğerleri de işi sağlama alabilmek için ilk golü atmaya bakacak ve sonrada defans yapacak. Galatasaray olarak takım disiplininden taviz vermeden sabırla oynamamız gerekir. Edindiğim izlenim lig boyunca kolay maç oynamayacağız.



Skibbe…

Almanca konuşan bu kadar çok oyuncunun olduğu bir takımda Skibbe herkes için bir avantaj. Almanca bilenlerin çok olması onu en azından bazı şeyleri tercüme ettirerek iki kere anlatma zorluğundan kurtarıyor. Ama bunun da ötesinde Skibbe hücuma yönelik futbol anlayışıyla Galatasaray için çok önemli bir hoca. Devamlı sonuca yönelik top oynuyoruz ve bu da takıma çok şey katacaktır.



Çok kısa süredir burada olduğu için Meira’nın özel bir arkadaşı yok. Futbolun dışında boş zamanlarını ise ailesiyle geçiriyor. Buradan sonraki hedefleri içinse kendisini ileriki yıllarda bir futbol takımının başında profesyonel yönetici olarak görmek istediğini söylüyor ve ekliyor:

“Hayatım boyunca disiplinli bir adam oldum. Kendimi bu kadar adadığım futbol için ileriki tarihlerde bir takımı organize ediyor olabilmek isterim. Futbolcu transferinden günlük işlere değin her şeyi yapabileceğim bir işle uğraşmak isterim”

Galatasaraylılara mesajın…

“Biz onlara elimizden gelenin en iyisini yaparak mutluluklar yaşatmaya çalışacağız. Amacımız Avrupa’da Şampiyonlar Ligi’nde yola devam etmek ardından da Türkiye liginde şampiyon olmak”
 
Meira kendi bölgesinde oynamadığı için saha içinde verim alamıyoruz.Meira'nın bikere kalitesi tartışılmaz bir futbolcu.İnanıyorum ben düzelicektir, zamanla alışacaktır.
 
UEFA'da soruları yanıtlayacak



















Galatasaray'ın sezon başında Stuttgart'tan transfer ettiği Fernando Meira, uefa.com'da kendisi ve futbol hayatıyla ilgili gelen soruları cevaplayacak.

UEFA'nın resmi internet sitesinde bugün yer alan haberde başarılı defans oyuncusunun geçmişi ve Galatasaray'da oynadığı anlatılırken, futbolseverlerin questions@uefa.ch adresinden Portekizli oyuncuya soru yöneltebilecekleri belirtildi.
 
Bu Adam Normalde Stoper Ama Önliberoda Oynuyor.



Milli Takımda Orta Alanda Sıkıltı Oldugu Zaman Orada Oynuyor,Normalde Pepe Ve Carvalonun Yedegi.
 
meiranın kalitesi tartışılmaz dikkat edin uefa maçlarında çok farklı bir meira izliyoruz...!!! metalist maçındada harika bir performans görebiliriz.
 
Üst Alt