İngilizceyi Çok İyi Düzeyde Öğrenmek ve Konuşmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Dil öğrenmek imkansız bence, böyle bir olanak yok. Sonuçta o başka bir ülkenin dili. O ülkede doğmadıktan sonra o dil öğrenilemez. Benim fikrime göre öyle yani. Ya da ikinci ihtimal ben bir gerizekalıyım
Öğrenilir yav niye öğrenilmesin? Okuma yazma anlama seviyesinde yeterince çalışan herkes öğrenir herhangi bir dili. Konuşma vs anadilin gibi olması da ne kadar pratik yaptığınla alakalı. Zekayla alakası yok çok..
 
Bakkala gidip ekmek almayı becerebilecek zekada herkes yeterince emek harcarsa ingilizceyi öğrenir. yeter ki üşenmeyin. sıkılmayın, çaba harcayın.
 
Öğrenilir yav niye öğrenilmesin? Okuma yazma anlama seviyesinde yeterince çalışan herkes öğrenir herhangi bir dili. Konuşma vs anadilin gibi olması da ne kadar pratik yaptığınla alakalı. Zekayla alakası yok çok..
temel ingilizceyi bile akıcı konuşamıyorum. Yıllardır çalışırım düzenli olarak. İki saat düşüneceksin de öyle konuşacaksın zaten karşındaki bıkar gider. Türkçede hiç düşünmeden konuşuyorum istediğim gibi. İngilizcede bi kelime görüyorsun telaffuzu nasıl büyük bir sorun, kesin böyle okunuyordur diye mantık yürütüyorsun ki hiç alakası yok senin düşündüğünle. Konşmaktan daha büyük sorun konuşanı anlamak imkansızın en önemli noktası da burası zaten. adamlar ağu ğuğu diye bir şeyler diyor. tekrar tekrar 100 kere dinlesen o ağu ğuğu derkenki garip seslerden hiç bir kelime çıkaramazsın. asyatik diller bana daha mantıklı geliyor en azından telaffuz sorunları yok. Aynı şekilde alman ve ispanyol dilleri de ingilizceye göre çok daha kolay. Ama o da gözümde büyüyor. çünkü ingilizceye 3 yaşımızdan beri maruz kaldığımız için kelimeler hep tanıdık. ispanyolca falan kolay ama tek bir kelime bilmeden başlayıp binlerce kelime öğrenmek zor. ama şöyle bir güzelliği var, öğrendiğin bir kelimeyi duyduğunda ya da dinlediğinde onu seçme şansın var. İngilizcede bu yok, kelimeyi biliyorsun örneğin count diyelim, count mu court mu ya da ona benzeyen bir ton kelimeyi mi söyledi karşındaki bunu seçme şansın yok. kendi sözlüğümü oluşturdum, yazıda dinlemede vs bilmediğim bi kelimeye rastlayınca deftere not aldım, telaffuzunu ve anlamını yazdım. böyle böyle 30-40 sayfaya yakın bilmediğim kelimeler çıktı. mantarın ingilizcesini bile öğrendim yani hatta thorn yani diken kelimesine kadar gerekli gereksiz ne kadar kelime varsa öğrendim. fakat bu kadar hazneye rağmen dişe dokunur bi ilerleme olmadı, sürekli bilmediğim kelimelere rastlamaya devam ediyorum sonra yine not alıp ezber yapıyorum. bu kısır döngü 8-10 aydır devam ediyor. buna rağmen bi video izlesem sadece videonun ana konusunu anlıyorum, ara konuşmalar hiç yok. bir de bi kelimenin anlamını da kendisini de bilmene rağmen cümleden bir anlam da çıkmıyor. en zor dediğim konusu olan, geçişli geçişsiz olaylarını bile hemen öğrendim, ama dahası o ülkeye gidip 2-3 sene yaşamadan imkansız.
 
Kaç sene İngilizce eğitimi alıp bir bok öğrenememiş bir insanım, son 3 senede kendim öğrendim. Şu an yabancı kaynaklardan çeviri vs. yapıyoruz fitness ile ilgili, yabancı bir konuşmayı çok rahat izleyip anlayabiliyorum ve çalıştığım salonun yarısı yabancı hepsiyle takılmadan konuşabiliyorum. Hatta adamlara yarım saat açıklama vs. yapıyorum uzun uzun. Nasıl öğrendiğimi söyleyeyim, youtube da takip ettiğim bazı kanallar vardı benim, ek olarak bazı yazarlar vardı. 50 tane falan pdf indirdim scribdden kendi alanımla ilgili. Bunların hepsi yabancı dil ve bunları ben translate'da çevire çevire okudum aylarca. 4-5 tane yabancı youtube kanalı var yine kendi işimle ilgili 2 tanesi de böyle kişisel gelişim gibi. Ben oturup bunları İngilizce altyazılı izliyordum sürekli, anlamıyordum ama videoyu falan durdurup translate'de çevirip anlamına bakıyordum sürekli. Bence İngilizce konuşmayı İngilizce altyazıyla izlemek çok işe yarıyor. Kelimeleri nasıl aklımda tutuyorum tr.dictionarist diye bir site var oraya kelimeyi yazıyorsunuz o kelimenin cümle içinde kullanıldığı bir sürü örnek cümle gösteriyor mesela Türkçe açıklamasıyla birlikte.

Ben en son gramer öğrendim. Daha doğrusu gramerleri çok önceden öğrendim ama hiçbir boka yaramadı çünkü sistem öğretmeme üzerine kurulmuş gibi burada. Yok kafan otobüsün içindeyse in, arabada sunroof varsa on, yok etkisi devam eden geçmiş zaman zart zurt gibi şeylerle hiçbir bok öğrenebileceğinizi düşünmüyorum açıkçası. Bunları da şu an biliyorum ama daha baştan bunları kafamıza soktukları için İngilizce bir süre sonra çok öğrenilmez geliyor bizim insanlara. Bi de biraz istemek de lazım benim yurtdışında bazı hayallerim olduğu için sıktım kendimi. Bi de açılış internet siteniz de yabancı olsun bence o da çok farkettiriyor. Mesela sky sport yapın anasayfayı yarım saat oradan bişeyler okumaya çalışın. Benden bu kadar çok uzun oldu ama en azından yardımcı olduysam güzel:d
 
Kaç sene İngilizce eğitimi alıp bir bok öğrenememiş bir insanım, son 3 senede kendim öğrendim. Şu an yabancı kaynaklardan çeviri vs. yapıyoruz fitness ile ilgili, yabancı bir konuşmayı çok rahat izleyip anlayabiliyorum ve çalıştığım salonun yarısı yabancı hepsiyle takılmadan konuşabiliyorum. Hatta adamlara yarım saat açıklama vs. yapıyorum uzun uzun. Nasıl öğrendiğimi söyleyeyim, youtube da takip ettiğim bazı kanallar vardı benim, ek olarak bazı yazarlar vardı. 50 tane falan pdf indirdim scribdden kendi alanımla ilgili. Bunların hepsi yabancı dil ve bunları ben translate'da çevire çevire okudum aylarca. 4-5 tane yabancı youtube kanalı var yine kendi işimle ilgili 2 tanesi de böyle kişisel gelişim gibi. Ben oturup bunları İngilizce altyazılı izliyordum sürekli, anlamıyordum ama videoyu falan durdurup translate'de çevirip anlamına bakıyordum sürekli. Bence İngilizce konuşmayı İngilizce altyazıyla izlemek çok işe yarıyor. Kelimeleri nasıl aklımda tutuyorum tr.dictionarist diye bir site var oraya kelimeyi yazıyorsunuz o kelimenin cümle içinde kullanıldığı bir sürü örnek cümle gösteriyor mesela Türkçe açıklamasıyla birlikte.

Ben en son gramer öğrendim. Daha doğrusu gramerleri çok önceden öğrendim ama hiçbir boka yaramadı çünkü sistem öğretmeme üzerine kurulmuş gibi burada. Yok kafan otobüsün içindeyse in, arabada sunroof varsa on, yok etkisi devam eden geçmiş zaman zart zurt gibi şeylerle hiçbir bok öğrenebileceğinizi düşünmüyorum açıkçası. Bunları da şu an biliyorum ama daha baştan bunları kafamıza soktukları için İngilizce bir süre sonra çok öğrenilmez geliyor bizim insanlara. Bi de biraz istemek de lazım benim yurtdışında bazı hayallerim olduğu için sıktım kendimi. Bi de açılış internet siteniz de yabancı olsun bence o da çok farkettiriyor. Mesela sky sport yapın anasayfayı yarım saat oradan bişeyler okumaya çalışın. Benden bu kadar çok uzun oldu ama en azından yardımcı olduysam güzel:d
Ben de İngilizceyi kendi öğrenip öğretmenlik yapan birisi olarak hepsine katılıyorum. Aslında yapmaya çalıştığım da klasik tarzda öğretmekten ziyade nasıl öğrenebileceğini göstermek, bu iş insanın öz motivasyonu ile elde edilebilecek birşey fakat insanlar sistemin de büyük etkisiyle nasıl olacağı konusunda hep korku ve önyargıya sahip. Sırf bu amaçla dil okulu kurdum ama Kayseri ticari açlığı kurbanı olup bıraktım.
 
Eskiden konuya yazmıştım baya bi aşama da kaydettim. Speaking için konuşacak ortama girmek gerek. Akademik ingilizce için oturup ders çalışmak gerek. Başka da yolu yok bence

CLT-L09 cihazımdan Tapatalk kullanılarak gönderildi
 
Dil öğrenmek ile ilgili güzel bir yazı okumuştum.Orada çok güzel bir tavsiye vardı.Hangi dili öğrendiğiniz farketmeksizin,ilk önce günlük hayatınızı idame ettirebileceğiniz kadar kelime ve cümle bilgisi,daha sonra ise grammer diyordu.Bizim ülkemizde ise bunun tam tersi bir eğitim sistemi var.Yani tek bir kelime Türkçe bilmeyen bir yabancıya,de da nerede ayrı nerede bitişik yazılır öğretmeye çalışmak gibi diyebiliriz.
 
Türkçe bilmeyenlerin olduğu bir yerde en az 4-5 ay yaşamadan öğrenilebileceğini düşünmüyorum. Ki grameri de az buçuk da olsa bilerek giderseniz 4-5 ay. Beyin siz ne kadar isteseniz de Türkçe düşünmeye devam ettiği için bu ülkede veya başka bir ülkede Türklerin olduğu ortamlarda herhangi bir yabancı dili öğrenemezsiniz.

Tabi gittiğiniz yerde mecburen hayata karışarak öğrenmeniz gerekir ki "dil dile değmeden dil öğrenilmez" lafı çok doğrudur. Buradaki kurslara para harcamak yerine para biriktirip diğerlerine göre görece ucuz Avrupa ülkelerinde 3-4 ay kursa gitmenizi tavsiye ederim. Work & Travel veya Gönüllü Katılımcı arayan organizasyonları da takip ederek sadece vize ve uçak parası ile de dil olayını çözebilirsiniz.

Çok fazla program mevcut. Genç olmak vardı şimdi. 1 saniye durmazdım ülkede. :)

Kanada göçmenliği de araştırın şimdiden. Genç arkadaşlar en azından geleceklerini böyle programlar üzerinden kurabilirler. Fransızca da öğrenirsiniz bi bakarsınız. :)
 
NOT:uxun ama faydalı bir içerik


türkiyede de öğrenilir. sürekli ingilizce tv izleyerek başarılabilir. ben hiç ingilizce konuşma pratiği yapmadım. kelime ezberlemek yeterli eğer grameri yalayıp yutmuşsanız. 1 kelimeyi 2 bilemedin 3 günde ezberlersiniz. ama bu yetmiyor. o kelimeyi 1 ay boyunca her gün 3-5 kere tekrar etmeniz lazım. ezberlemek ile özümsemek farklı şeyler. 1 ayın sonunda kelime özümsenmiş olur.

örneğin believe gibi basit bir sözcüğü ele alalım. bunu ezberlediniz 3 gün sonra tekrarlamayı bıraktınız. o zaman konuşma esnasında o kelimeye ihtiyaç duyduğunuzda unutacaksınız. çünkü o kelime daha özümsenmedi.

o kelimeyi birisi konuşurken duyduğunuzda ise, kendisini hatırlayacaksınız anlamını unutacaksınız, ben bunu biliyodum deyip 2-3 saniye düşününce hatırlayacaksınız. bu sırada konuşan kişiyi kaçıracaksınız.

bir çok yerde gördüm kelime ezberleyerek ingilizce konuşulmaz diyorlar. ya da konuşmadan olmaz diyenler var. konuşma bize kelimeleri ve yapıları defalarca tekrar ettiğimiz için dilin yapısını ve kelimeleri özümsememize yardımcı olur.

ama biz kelimeleri sadece ezberler bırakırsak o yarım kalır, bir kelimeyi özümsemek için toplamda 1 ay gerek. name kelimesini ilkokulda duyduk 20-30 yaşında adamlarız. bu kadar sene sonunda bu kelimenin anlamını düşünmüyoruz bulmak için. çünkü özümsendi artık. 3-5 günlük kelimeyi özümseyemiyoruz. normal zamanda anlamını hatırlasanız dahi konuşma anında beyin onu anlasa bile o kelimenin neyi kastettiği hususunda özümsediği kelimeler kadar çabuk davranamıyor.

konuşma pratiği yapacak kadar imkanım olmadı hiç kimseyle. evet günün her saati ingilice tv ve radyolar dinliyorum. online sözlük var ona kelimeleri kaydedip hergün kelime ezberliyorum. ama bu kelimeleri görmekten mideniz bulanıyor. ben bu kelimeyi özümsedim demem için herhangi günün birinde tıpkı kafanıza takılan şarkı gibi ikide bi aklınıza düşüveriyor. gün içinde 6-7 kere belki daha fazla aklınıza geliyorsa bi kelime özümsenmiş demek oluyor. 1 ay önce ezberlediğim kelime ne ise what is your name cümlesindeki kelimeler de benim için o oluyor. konuşacağınız sırada tak diye beliriveriyor.

işin özü bu ve bol bol listening yapmak. yani beynin dili kapması. bunu konuşarak da kapabilir dinleyerek de. fakat dinleyerek kaparsanız konuşma anında gramer hatası yapmazsınız. toplamda 4 senedir ara ara son 6 aydır da sıkı bir ingilizce çalışması yapıyorum. son 6 ay dışında biriyle ingilizce konuşmuşluğum yok.

son 6 ayda yurtdışından konuşmacı arkadaşlar buldum online. ilk başta konuşamayacağımı düşündüm. çünkü her yerde konuşmadan öğrenilmediğini söylediler. baktığımda cümleler otomatik akıyordu ağzımdan. yani ingilizceyi hayatım boyunca hiç konuşmadığım halde sadece çalışmayla akıcı şekilde konuştuğumu fark ettim. bu bana da şaşırtıcı geldi. tabi herkesin bir yöntemi var. bir de konuşurken sizi düzeltecek bir native speaker yoksa konuşmanın da çok anlamı yok. yanlış bir şekilde konuşunca o konuşmayı o şekilde yaparsınız hep. sonra o konuştuğunuz tanım ya da cümle beyinde yer edinir ve yanlış bir tanım olmaya başlar.

son 5-6 ayda. 1000 üzerinde kelime ezberledim. özümsediğim kelimelerin listesi var onların sayısı ise 482 tane. yani geriye kalan 500 küsür kelimenin ezberlenmesi tamamlanmış ama hala özümsenmiş değiller. kelime haznem inanılmaz arttı. daha önce dinleme yaparken sık sık sözlüğe bakarken şimdi hiç sözlüğe bakmadan ingilizce kanalları alt yazısız izleyerek rahatça anlıyorum. bi baraj var o barajı geçtiğinde dil artık çpok kolay gelmeye başlıyor. kendi diliniz gibi olmaya başlıyor. eskiden zorlandığınız tanımlar çocuk oyuncağı oluyor.

had beenler have beenler geçişli geçişsiz fiiller hepsi işkenceydi geçen sene. şimdi ise ne kadar kolaymış diyorsun. .. made, is made, is being made ne kadar gelmişti. bir türlü ezberlenmiyordu. bunları da tek tek özümsemiştim. had been ise sadece bir ay içinde kendimi had beenlere maruz bıraktım. beyniniz bir kaç kere yaptığı şeyi anlasa bile onu özümsemez. devamlılık olduğu sürece beyninizi o şeyle bıktırana kadar meşgul ettiğiniz zaman bir süre sonunda çaba sarfetmeden anlama yeteneği kazanıyorsunuz.

kaldıki ben bu 4 senede ara ara düzensiz çalıştığım sürelerde ingilizce öğrenilecek bi dil değil, bunu konuşan insanlar mırıldanıyor dil gibi değil diyordum. şimdi ben ingilizce konuştuğumda eğer ağır bir dil kullanırsam normal seviyedeki konuşmacı bazen kelimelerin anlamını soruyor. o kadar geniş bir kelime haznesi var. gerekli gereksiz her şeyi özümsemeye çalıştım. belgeselde dizide filmde hangi kelimeyi bilmiyorsam önemli önemsiz demeden ezberledim.

4-5 sene önce youtubeda ingilizce öğreniyim diye başladığım bu yolda, ki o zamanlar neden I am You are he is gibi am is are denilen şeyleri koyuyoruz diye anlam verememiştim. o zamiri için he she it kullanıldığını duyunca konuşma sırasında bu kadar alternatifli zamiri nasıl kullanayım diye şaşırıyordum. yani benim başladığım nokta sıfır idi ve kendi kendime öğrendim.

native speaker değilim. seviyem upper-m ama hedefim native-like.

ezberlediğim daha doğrusu özümsediğim kelimeler içinde defne, sarısalkım gibi işime nerdeyse yaramayacak kelimeler dahi var. ingilizce seansı sonrasında akşam ailemin yanına salona indiğimde türk dizileri izliyorlar ya da türkçe dublajlı filmler. son 1-2 ayda bunu yapıyorum. onların izlediği filmlerdeki türkçe diyalogları içimden ingilizce olarak canlandırıyorum.

gün içinde gün boyu (işsiz olduğum için) abd tvleri ve ingilizce radyo kanalları dinliyorum. zaten beyin bir zaman sonra onların konuşma tarzını kapıyor ve onların kullandığı cümleleri siz fakında olmadan konuşuveriyor nesneleri değiştirerek.

ingiliz dil edebiyatı mezunu arkadaşım var. eskiden her şeyi ona sorardım. şimdi kelime bilme challenge yapıyoruz. son aylarda dikkatimi çekti genelde bu yarışmaları ben kazanıyorum. hatta bir çok zaman bi kelime şöyle kullanılırsa olur mu diyorum daha önce kelimeyi duymadım diyor. ingilizcesi çok iyi yalnız. türkiyede yabancı pilotun 6 ay boyunca çevirmenliğini yaptı bizzat adamın evinde çalışarak. çevirmenlik faaliyetlerinde bulundu. şimdi de galatasaray stadyumunda tercümanlardan birisi.

sorduğum son 2 kelimeler, offscourings, excogitate bunları sordum bilmediğini söyledi. ben ikisini de ezberledim. ama daha özümseyemedim. 20-25 günü var bunların. bir de özümsemeniz için radyoda tvde bunu birinin cümle içinde kullandığını görmeniz.


şu sıra almanca ve ispanyolca öğreneyim diye düşünüyordum. kurban bayrsmında almanyadan akrabalar geldi ve onlarla konuştuk. yeni göçmen kanunu varmış. o yüzden oraya gitme ihtimali olduğu için almancaya başladım. ama ispanyolca benim hayalim ve 2. global dil. almanca ise almanyaya gitmediğim sürece bir işe yarayacak dil değil. almancaya başladım göz ucuyla da ispanyolca öğreniyorum.

almancaya başlayalı 3 gün oldu. baya kelime ezberledim ama 3-5 tanesini özümseyebildim. almancanın avantajı grameri diğer bir germanic dil olan ingilizcenin atası olduğu için zorlamayacak. ama 3 günde kavrayabildiğim kadarıyla gramer yerine artikelleri ve kelimelerin çoğul yapılışı biraz zorlayacak. henüz kesin olmayan almanya macerası için vaktimi öldürmeye değer bir dil mi almanca orasını bilmiyorum. başlarsam öğrenebileceğim basit bir dil gibi geldi. çünkü almanca benim için ezberden ibaret onu da yaparım. 3 günün sonunda basit cümleler kurmayı öğrensem de bence almancanın en büyük sorunu artikelleri değil çoğul yapımı. hangi kelimenin er en ekleri alacağı belli değil. yabancı kelimeler s alıyor autos gibi. artikeli der ise çoğulda die oluyor ve bazıları vater (fatır) gibi sadece fetır olarak yani noktalı a koyarak fäter olarak çoğul yapılıyor. bunu bi mantığa oturtamadım.

içimden bi ses zaman ayırmaya değecek kadar bi işe yarayacağını söylemiyor almancanın. yine de almancaya başlasam bile ispanyolca hayalimi bırakmayacağım. işsiz olduğum için 3 dili de götürebileceğimi düşünüyorum.

işsizlik ve bu lanetlenmiş ülke bizi dil sahibi yaptı. umarım bu vesile ile de ülkeden kaçma şansına erişebiliriz. işsizliğin tek faydası bu oldu. ingilizceyi de çok heves ediyordum. birileri haberi okuyup anlayınca keşke ben de bilsem diye heves ederdim. ingilizce artık herkes için şart da yanına bi dil mutlaka eklemek gerekir ki bence bu ya uzak doğu dillerinden biri olacak. çince japonca korece en mantıklıları hatta hintçe bile olabilir. ya da sırasıyla ispanyolca fransızca rusça italyanca almancadan biri olmalı. ispanyolca ve fransızca uluslararası bir dil. ama almanca öyle değil, yatırımıma değecek bir dil olup olmayacağı konusında endişelerim var.

kısacası, sizin dili öğreneceğiniz bir yöntem var. herkes araba kullanır ama herkesin tarzı farklıdır. kimisi dimdik koltukta rahat eder kimisi koltuğu yatırır sonuna kadar. kimisi motor freni yapar kimisi hiç kullanmaz bunu. herkesin kolayına gelen bir yöntem var. bunu siz sürdükçe keşfedeceksiniz. dil öğrenirken de öyle, üstüne düştüğünüzde düzenli olmak şartıyla, beyniniz bi yolunu bulup mağruz kaldığı şeyi özümsemeye çalışacaktır. mağruz kalma seviyesi yetersiz olursa o ezber olur, biz onu istemeyiz. ezberlemeyelim, özümseyelim
 
Son düzenleme:
almancaya biraz baktığımda ne kadar çok değişken yapı varmış, bunlar ezberlenmez demedim. çünkü ingilizceyi başladığımdan beri belki yüzlerce kez bıraktım olmuyor diye. sonra geri başladım hep. her defasında gördüm ki olmaz bunlar çok değişkenli konuşurken bu kadar şeyi bilmek imkansız dedim. her seferinde yanıldım çünkü ne kadar zor olursa olsun mağruz kalınca tüm zorluklar aşıldı. almancanın hiç bir değişkenliği beni korkutmadı, ingilizce tecrübesi sayesinde fiillerin kişiye göre çekimi değiştiğini görünce, türkçede de değişiyor zamire göre dedim. bi yerden sonra aşılıyor bunlar.

öğrenmek isteyene benim gibi 0dan, yani bildiğin what is your name dışında gerçekten de bu cümle dışında bilmeyen biri bu seviyeye çıkmışsa herkes çıkar. bu zorlu süreç içinde gerizekalı mıyım acaba niye olmuyor diye sorguladığım oldu. her şey doğru ve düzenli çalışmada bitiyor. dünyanın en akıllı insanı ol yine öğrenemezsin bunlar olmadan. sonuçta ne gerizekalı insanlar var diyorsun ama adam kendi anadilini konuşuyor. engelli, dilsiz vs dışında sağlıklı bir insanın iq seviyesi ne olursa olsun dil öğrenememe gibi bir şansı yok. yeterki maruz kalınsın her dil öğrenilir.

en önemli nokta, ben oldum tamamım denmemeli. iş yerinde okulda her türlü fırsatta tureng sözlükteki kaydettiğimiz kelimeleri telaffuzuyla birlikte her fırsatta bakmamız gerek. en işime yaramaz diyeceğiniz kelimeler işe yarayacak. bi zamandan sonra londra aksanı ile kuzey ingiltere aksanının farklılıkları bile kulağa gelmeye başlayacak. argolar falan. size öğretilmiş dil hiç bir zaman ingilizce olmadı. torch meşale el feneri olarak öğretirler ama film izleyince anlamıyorum dersin. adam depoyu kundakladılar diyeceği zaman torch diyor argoda ateşe vermek anlamında. yani maruz kaldığında adamların sokak dilini bile ayırt ediyosun.

herkese başarılar dilerim bu yolda. pes etmek yok, bir dil en az 1-2 senede öğrenilir. konuşulan ülkeye gitseniz bile 6 ayda ancak belli seviyede konuşabilirsiniz. ama öncesinde amaç bir dili konuşmak mı yoksa bir dili öğrenmek mi ona karar verin. hiç bir kurs size dili öğretmez sadece konuşmanıza yardım eder. istediğin kadar para bayıl bunu sağlayamaz. dili öğrenmek tamamen senin elinde. bu da minimum 1.5-2 seneni alacak o da düzenli çalışırsan. dil bir yatırımdır bankaya para yatırmak gibi. karşılığınds beklentin önemli. ben karşıdakiyle iletişime geçeyim anlaşayım gibi bi amacın varsa üstteki arkadaşımızın bahsettiği gibi en mantıklı yol 3-5 ay yurtdışınds kalmak. yok ben bi diziyi filmi izlediğimde bi kitsbı okudğumda anlayım diyorsan o zaman omdile yatırımını artırman gerek. yani sen ona en değerli şeyini, zamanını yatırıyorsun. 50 bin tl paranı faize yatırmanın getirisi ile 100 bin tl parayı faize yatırmanın getirisi farklı.
 
NOT:uxun ama faydalı bir içerik


türkiyede de öğrenilir. sürekli ingilizce tv izleyerek başarılabilir. ben hiç ingilizce konuşma pratiği yapmadım. kelime ezberlemek yeterli eğer grameri yalayıp yutmuşsanız. 1 kelimeyi 2 bilemedin 3 günde ezberlersiniz. ama bu yetmiyor. o kelimeyi 1 ay boyunca her gün 3-5 kere tekrar etmeniz lazım. ezberlemek ile özümsemek farklı şeyler. 1 ayın sonunda kelime özümsenmiş olur.

örneğin believe gibi basit bir sözcüğü ele alalım. bunu ezberlediniz 3 gün sonra tekrarlamayı bıraktınız. o zaman konuşma esnasında o kelimeye ihtiyaç duyduğunuzda unutacaksınız. çünkü o kelime daha özümsenmedi.

o kelimeyi birisi konuşurken duyduğunuzda ise, kendisini hatırlayacaksınız anlamını unutacaksınız, ben bunu biliyodum deyip 2-3 saniye düşününce hatırlayacaksınız. bu sırada konuşan kişiyi kaçıracaksınız.

bir çok yerde gördüm kelime ezberleyerek ingilizce konuşulmaz diyorlar. ya da konuşmadan olmaz diyenler var. konuşma bize kelimeleri ve yapıları defalarca tekrar ettiğimiz için dilin yapısını ve kelimeleri özümsememize yardımcı olur.

ama biz kelimeleri sadece ezberler bırakırsak o yarım kalır, bir kelimeyi özümsemek için toplamda 1 ay gerek. name kelimesini ilkokulda duyduk 20-30 yaşında adamlarız. bu kadar sene sonunda bu kelimenin anlamını düşünmüyoruz bulmak için. çünkü özümsendi artık. 3-5 günlük kelimeyi özümseyemiyoruz. normal zamanda anlamını hatırlasanız dahi konuşma anında beyin onu anlasa bile o kelimenin neyi kastettiği hususunda özümsediği kelimeler kadar çabuk davranamıyor.

konuşma pratiği yapacak kadar imkanım olmadı hiç kimseyle. evet günün her saati ingilice tv ve radyolar dinliyorum. online sözlük var ona kelimeleri kaydedip hergün kelime ezberliyorum. ama bu kelimeleri görmekten mideniz bulanıyor. ben bu kelimeyi özümsedim demem için herhangi günün birinde tıpkı kafanıza takılan şarkı gibi ikide bi aklınıza düşüveriyor. gün içinde 6-7 kere belki daha fazla aklınıza geliyorsa bi kelime özümsenmiş demek oluyor. 1 ay önce ezberlediğim kelime ne ise what is your name cümlesindeki kelimeler de benim için o oluyor. konuşacağınız sırada tak diye beliriveriyor.

işin özü bu ve bol bol listening yapmak. yani beynin dili kapması. bunu konuşarak da kapabilir dinleyerek de. fakat dinleyerek kaparsanız konuşma anında gramer hatası yapmazsınız. toplamda 4 senedir ara ara son 6 aydır da sıkı bir ingilizce çalışması yapıyorum. son 6 ay dışında biriyle ingilizce konuşmuşluğum yok.

son 6 ayda yurtdışından konuşmacı arkadaşlar buldum online. ilk başta konuşamayacağımı düşündüm. çünkü her yerde konuşmadan öğrenilmediğini söylediler. baktığımda cümleler otomatik akıyordu ağzımdan. yani ingilizceyi hayatım boyunca hiç konuşmadığım halde sadece çalışmayla akıcı şekilde konuştuğumu fark ettim. bu bana da şaşırtıcı geldi. tabi herkesin bir yöntemi var. bir de konuşurken sizi düzeltecek bir native speaker yoksa konuşmanın da çok anlamı yok. yanlış bir şekilde konuşunca o konuşmayı o şekilde yaparsınız hep. sonra o konuştuğunuz tanım ya da cümle beyinde yer edinir ve yanlış bir tanım olmaya başlar.

son 5-6 ayda. 1000 üzerinde kelime ezberledim. özümsediğim kelimelerin listesi var onların sayısı ise 482 tane. yani geriye kalan 500 küsür kelimenin ezberlenmesi tamamlanmış ama hala özümsenmiş değiller. kelime haznem inanılmaz arttı. daha önce dinleme yaparken sık sık sözlüğe bakarken şimdi hiç sözlüğe bakmadan ingilizce kanalları alt yazısız izleyerek rahatça anlıyorum. bi baraj var o barajı geçtiğinde dil artık çpok kolay gelmeye başlıyor. kendi diliniz gibi olmaya başlıyor. eskiden zorlandığınız tanımlar çocuk oyuncağı oluyor.

had beenler have beenler geçişli geçişsiz fiiller hepsi işkenceydi geçen sene. şimdi ise ne kadar kolaymış diyorsun. .. made, is made, is being made ne kadar gelmişti. bir türlü ezberlenmiyordu. bunları da tek tek özümsemiştim. had been ise sadece bir ay içinde kendimi had beenlere maruz bıraktım. beyniniz bir kaç kere yaptığı şeyi anlasa bile onu özümsemez. devamlılık olduğu sürece beyninizi o şeyle bıktırana kadar meşgul ettiğiniz zaman bir süre sonunda çaba sarfetmeden anlama yeteneği kazanıyorsunuz.

kaldıki ben bu 4 senede ara ara düzensiz çalıştığım sürelerde ingilizce öğrenilecek bi dil değil, bunu konuşan insanlar mırıldanıyor dil gibi değil diyordum. şimdi ben ingilizce konuştuğumda eğer ağır bir dil kullanırsam normal seviyedeki konuşmacı bazen kelimelerin anlamını soruyor. o kadar geniş bir kelime haznesi var. gerekli gereksiz her şeyi özümsemeye çalıştım. belgeselde dizide filmde hangi kelimeyi bilmiyorsam önemli önemsiz demeden ezberledim.

4-5 sene önce youtubeda ingilizce öğreniyim diye başladığım bu yolda, ki o zamanlar neden I am You are he is gibi am is are denilen şeyleri koyuyoruz diye anlam verememiştim. o zamiri için he she it kullanıldığını duyunca konuşma sırasında bu kadar alternatifli zamiri nasıl kullanayım diye şaşırıyordum. yani benim başladığım nokta sıfır idi ve kendi kendime öğrendim.

native speaker değilim. seviyem upper-m ama hedefim native-like.

ezberlediğim daha doğrusu özümsediğim kelimeler içinde defne, sarısalkım gibi işime nerdeyse yaramayacak kelimeler dahi var. ingilizce seansı sonrasında akşam ailemin yanına salona indiğimde türk dizileri izliyorlar ya da türkçe dublajlı filmler. son 1-2 ayda bunu yapıyorum. onların izlediği filmlerdeki türkçe diyalogları içimden ingilizce olarak canlandırıyorum.

gün içinde gün boyu (işsiz olduğum için) abd tvleri ve ingilizce radyo kanalları dinliyorum. zaten beyin bir zaman sonra onların konuşma tarzını kapıyor ve onların kullandığı cümleleri siz fakında olmadan konuşuveriyor nesneleri değiştirerek.

ingiliz dil edebiyatı mezunu arkadaşım var. eskiden her şeyi ona sorardım. şimdi kelime bilme challenge yapıyoruz. son aylarda dikkatimi çekti genelde bu yarışmaları ben kazanıyorum. hatta bir çok zaman bi kelime şöyle kullanılırsa olur mu diyorum daha önce kelimeyi duymadım diyor. ingilizcesi çok iyi yalnız. türkiyede yabancı pilotun 6 ay boyunca çevirmenliğini yaptı bizzat adamın evinde çalışarak. çevirmenlik faaliyetlerinde bulundu. şimdi de galatasaray stadyumunda tercümanlardan birisi.

sorduğum son 2 kelimeler, offscourings, excogitate bunları sordum bilmediğini söyledi. ben ikisini de ezberledim. ama daha özümseyemedim. 20-25 günü var bunların. bir de özümsemeniz için radyoda tvde bunu birinin cümle içinde kullandığını görmeniz.


şu sıra almanca ve ispanyolca öğreneyim diye düşünüyordum. kurban bayrsmında almanyadan akrabalar geldi ve onlarla konuştuk. yeni göçmen kanunu varmış. o yüzden oraya gitme ihtimali olduğu için almancaya başladım. ama ispanyolca benim hayalim ve 2. global dil. almanca ise almanyaya gitmediğim sürece bir işe yarayacak dil değil. almancaya başladım göz ucuyla da ispanyolca öğreniyorum.

almancaya başlayalı 3 gün oldu. baya kelime ezberledim ama 3-5 tanesini özümseyebildim. almancanın avantajı grameri diğer bir germanic dil olan ingilizcenin atası olduğu için zorlamayacak. ama 3 günde kavrayabildiğim kadarıyla gramer yerine artikelleri ve kelimelerin çoğul yapılışı biraz zorlayacak. henüz kesin olmayan almanya macerası için vaktimi öldürmeye değer bir dil mi almanca orasını bilmiyorum. başlarsam öğrenebileceğim basit bir dil gibi geldi. çünkü almanca benim için ezberden ibaret onu da yaparım. 3 günün sonunda basit cümleler kurmayı öğrensem de bence almancanın en büyük sorunu artikelleri değil çoğul yapımı. hangi kelimenin er en ekleri alacağı belli değil. yabancı kelimeler s alıyor autos gibi. artikeli der ise çoğulda die oluyor ve bazıları vater (fatır) gibi sadece fetır olarak yani noktalı a koyarak fäter olarak çoğul yapılıyor. bunu bi mantığa oturtamadım.

içimden bi ses zaman ayırmaya değecek kadar bi işe yarayacağını söylemiyor almancanın. yine de almancaya başlasam bile ispanyolca hayalimi bırakmayacağım. işsiz olduğum için 3 dili de götürebileceğimi düşünüyorum.

işsizlik ve bu lanetlenmiş ülke bizi dil sahibi yaptı. umarım bu vesile ile de ülkeden kaçma şansına erişebiliriz. işsizliğin tek faydası bu oldu. ingilizceyi de çok heves ediyordum. birileri haberi okuyup anlayınca keşke ben de bilsem diye heves ederdim. ingilizce artık herkes için şart da yanına bi dil mutlaka eklemek gerekir ki bence bu ya uzak doğu dillerinden biri olacak. çince japonca korece en mantıklıları hatta hintçe bile olabilir. ya da sırasıyla ispanyolca fransızca rusça italyanca almancadan biri olmalı. ispanyolca ve fransızca uluslararası bir dil. ama almanca öyle değil, yatırımıma değecek bir dil olup olmayacağı konusında endişelerim var.

kısacası, sizin dili öğreneceğiniz bir yöntem var. herkes araba kullanır ama herkesin tarzı farklıdır. kimisi dimdik koltukta rahat eder kimisi koltuğu yatırır sonuna kadar. kimisi motor freni yapar kimisi hiç kullanmaz bunu. herkesin kolayına gelen bir yöntem var. bunu siz sürdükçe keşfedeceksiniz. dil öğrenirken de öyle, üstüne düştüğünüzde düzenli olmak şartıyla, beyniniz bi yolunu bulup mağruz kaldığı şeyi özümsemeye çalışacaktır. mağruz kalma seviyesi yetersiz olursa o ezber olur, biz onu istemeyiz. ezberlemeyelim, özümseyelim
Nerden çalışıyorsun kelimelere?
 
Dil öğrenmek ile ilgili güzel bir yazı okumuştum.Orada çok güzel bir tavsiye vardı.Hangi dili öğrendiğiniz farketmeksizin,ilk önce günlük hayatınızı idame ettirebileceğiniz kadar kelime ve cümle bilgisi,daha sonra ise grammer diyordu.Bizim ülkemizde ise bunun tam tersi bir eğitim sistemi var.Yani tek bir kelime Türkçe bilmeyen bir yabancıya,de da nerede ayrı nerede bitişik yazılır öğretmeye çalışmak gibi diyebiliriz.
Aynısını fince için söyleyemeyiz. Türkçe gibi çok karışık bir dil yav. Kelimeler eklemeli ve kullanırken sürekli değişiyor. Birbirlerine çok benzeyen ama farklı anlamlar taşıyan bir çok kelime var. Arkadaşlarla takılmak ve öldürmek kelimesi neredeyse aynı mesela
 
Bir sürü şey yazılmıştır o yüzden nasıl öğrendiğim kısmını geçeceğim. Tek tavsiyem mükemmel olmaya çalışmayın akıcı konuşmaya çalışın. Emin olun Amerika'da yaşayan insanların çoğu düzgün ingilizce konuşmuyor. Bir sürü farklı etnik köken olduğu için herkesin farklı aksanı, konuşma stili var. Bir kısmını kolay kolay anlayamazsınız zaten. O yüzden rahatça akıcı konuşmaya çalışın çok kasmayın kendinizi. Son olarak hata yapmaktan çekinmeyin. Özellikle ciddi bir konuşmada değilseniz rahatça kelimeleri atlayarak konuşabilirsiniz. Kimse kahve sohbeti yaparken full grammer ile konuşmaz.
 
İngilizce Öğretmeni olarak verebileceğim küçük tavsiyeler var.

1- Herhangi bir dili hiçbir zaman mükemmel öğrenip,konuşamayacaksınız. Daha anadilimiz olan Türkçe'yi tam bilmiyoruz.

2- Dil öğrenmek ömür boyu süren bir süreç. 2,3 ayda öğrenirim diye düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

3- İngilizce'yi öğrenmek için sevmelisiniz. Hobilerinizden herhangi biri ile harmanladığınız takdirde yaşayacağınız gelişime sizde şaşıracaksınız.

4- Oyun oynamak dili geliştirir. Özellikle vocab kısmına çok faydası vardır. Çocuklarınızdan oyunları esirgemeyin.

5- Netflix alın. Hem İngilizce izleyip aynı zamanda İngilizce altyazıyı açın. İlk önereceğim film/dizi : HARRY POTTER.

6- Kurslara çok fazla önem atfetmeyin. Bizler diyetisyen gibiyiz. Sana listeyi veririz ancak evde uymazsan bir faydamız olmaz.

7- Kurs seçerken skills kısmına önem verin. Gramer önemli ancak bundan daha önemlileri : Listening-Writing-Speaking-Reading skilleridir.

8- Yurt dışına çıkma fırsatınız varsa hiç beklemeyin. Ancak yurtdışına çıkıp, üstüne Türk'lerle takılırsanız faydası olmaz. Kendim zamanında Londra'da bu hatayı yaptım. Siz yapmayın.

9- Spelling çok önemlidir.

Özetle dili öğrenmek için, o dile maruz kalmanız gerekiyor. Hayatınızın ortasına öğrenmek istediğiniz dili koymaya çalışın. Mantığını çözdüğünüz takdirde, sıkıntı çekmeden geliştirebilirsiniz kendinizi.
 
Ben kardeşim için kendimce kelime ezberleme taktiği yapmıştım..Beğenmeyen olabilir ancak bana göre onlarca kurstan daha üstündür bu taktik.. Kelime öğrenmek için neler yapmalıyız diye herkesi dinledim ama kimse benim yaptığım gibi sistemli bir çalışma planı sunmadı.. Benim taktiğimi uygulayın ezberleme yeteneğim iyi değil diyen bir aday bile 7000-8000 kelime ezberler..Uygulayan arkadaşın Allah razı olsun demesi yeter benim için..

 
Son düzenleme:
Üst Alt