Koronavirüs Hakkında Önemli Bilgiler

Şüphelendiğiniz durumlarda 184'ü arayın!

Platon'da Etik


Platon, Formlar Kuramı olarak bitirdiği idealist sentezlemesini, sofistlerin epistemolojik kuşkuculuklarına karşın toplumsal temelde etik bir mutlaklık (ya da mutlak bir etik) şeması çizebilmek adına ortaya koymuştur.

Presokratik doğa felsefelerinin kucağında yetişen sofistlerin göreci-değer anlayışlarının asli çıkarımlarından biri olan ahlaki sezgiciliğin savunulamazlığı karşısında Platon, görünüşlerin yanıltıcılığına rağmen, şeyleri ayrıştırmamızı sağlayan yetkin bilgi gerçekliğinin reddedilemeyeceğinden hareketle metaetik bir kavramlaştırma üreterek, Formlar Kuramı'nın doğrulanabilirliğini, evrensel-iyi ideasının öğretilebilirliğini, buna mukabil ahlaki sezgiciliğin savunulabilirliğini kendi epistemolojisinin merkezine almıştır. Onun, filosofu kral kılmak istemesinin sebebi temel olarak budur.

Eserlerinden bilindiği üzere, hem pozitif hem de negatif anlamda Platon’u yetiştiren figür, bir ruhçu olmasına rağmen sadece akla ve onun içerimlerine yoğunlaşan Sokrates'tir ki, bu durum Platon'da tersine döner. Sokrates'in, sonradan Sokratik dialektik olarak adlandırılan sentezleme yöntemi üzerine kurulan özgün anlık karakteri, Platon'un da etik ve epistemolojisinin tasarlanmasında en büyük rolü oynamıştır. Sokrates'in idamına karşın, aristokratik bir aileden gelen Platon, Sokratik ikna temelli toplumsal yaklaşımları reddederek, tek başına felsefenin, ne topluma, ne de varlığını hiç sorgulamadığı iktidara, evrensel iyiyi öğretmek için yeterli olmadığını, ancak bu olanağın, yetkin bilgiye erişmiş filosof kişinin iktidarı biçimlendirmesi, ya da onda direkt bir yol oynamasına bağlamıştır.

***

Sofistlere göre ahlaki kaideler, coğrafi konum ve kültüre göre biçimleniyorlar/dı. Belirli bir toplumda yaşayan insanlar, oluşmuş ahlaki taleplere kamu baskısından dolayı çaresizce itaat etmek durumundalardı(r). Bu yüzden sofistlere göre, kuramsal bir adalet anlayışını kusurlu da olsa pratiğe dökebilen, oluşmuş bir değerler dizisinin ortaya çıkardığı sanal güçtü. Böyle bir değerler dizisinde baskın konumlara yerleşmiş bireylere de otorite deniyor/du. Bu ontolojik toplum anlayışı üzerinden, evrensel bir ahlağın da var olmadığını düşünen, ancak onun kurallarının, topluma göre yazıldığını savunan sofistlerin bu tutumları, kendi içinden, iyi bir hayatın, ancak hazla doyuma ulaşılabilen -ki bu Epirküryan anlamdaki haz değil- bir hayat olabileceğini fikrini doğuruyor/du.

Evrensel etik fikrini reddeden sofistlerin bu tutumlarına karşın Platon, Sokratik öğrenimi üzere, erdemin bilgi ile özdeş olduğunu savunmuştur. Bu savunuyu da yine kendi Pisagor temelli idealist düşünce izleğinden çıkan bölümlemeli ruh anlayışının, erdemsel dinamiklerle ne gibi bir özdeşlik bulunduğuna açılım veren erdem teorisiyle desteklemiştir. Bu bağlamda Platon'un Devlet'i, onun, -müstakil tandasları bünyesinde barındıran ruh- anlayışından çıkar ki, asılda Platon'un tüm etiği de bu anlayış üzerine yazılan aklın imlemelerine dairdir, örneğin; bir içkinliğin bilincinde olma, ya da eylemi tanımlama; bunlar aklın edimleridir. Aklın edimselliği ise onu temelleyen tinin öz varlığına iyedir, çünkü aklı yönlendiren bir unsur olmak zorundadır. Bunların nihayesi olarak doğan gelişken arzular ise, ruhun, dışsal olan karanlığı içsel aydınlık sanmasından ibarettir; bu durumu tersine çevirmek isteyen Platon, Mağara Alegorisi gibi, sonradan Hristiyanlığa da temel olacak tahayyüllerini pazara sürmüştür. Sokrates gibi, aklı, ruhun en üstün yetisi olarak alıveren Platon, onun, karanlığı temsil eden hayvansal dürtüleri saf dışı bırakmak adına kullanılması gereken tek etkin silah olduğundan dem vurur, ancak Platon'a göre, sıra insanların bu husustaki yetkinlikleri ya çok sınırlı, ya da hiç yoktur. Dolayısıyla, evrensel bir etiği temellemek, ondan da en iyi ahlaki standartları çıkarmak, Platon'un, filosof tanımına karşılık gelen kişinin vazifesidir; bu kişinin aklı, iyi ve kötü olana yönelik doğru sentezlere temas edebilmiş, evrensel etiği hesaplayabilecek kapasiteye ulaşmış olmalıdır, ki bu durum, Formlar Kuramı'nın hakikatine yönelik bilginin, tefekkür ile sağlanması üzerinden edinilecek epistemolojik yetkinliğin sonucudur.

- devam edecek
 
Son düzenleme:
Felsefe konuları açılmasını destekliyorum , beyaz tv başlığından daha fazla yer hakediyor bu konular.

Zamanım olunca etraflıca okurum , malum mesai vakti..

Bu arada ben Cunt'cıyım ( Kant ) :)
 
Üst Alt